Reklam
Reklam
Reklam
Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

Prof. Dr. ibrahim Attila ACAR

[email protected]

Aşılanan ekonomi

27 Ocak 2021 - 07:30

Türkiye 2020’nin son dönemindeki sanayi performansı ile aslında neler yapabileceğini gösterdi. Şüphesiz Covid-19 ve pandemi süreci bir dozer gibi ekonomilerin üzerinden geçiyor ve yapılacak bir şey kalmıyor. Bundan sonra bu potansiyeli harekete geçirmeye geldi sıra. Bu kadar genç nüfus, yenilikçi teknolojilere uyumlu bir sektör ve girişebilen girişimci kapasitesi ile Türkiye ne performans sergilese azdır.

2020 canlanan bir ekonomik dönemle yılı kapattı. Açıklanan ihracat rakamları üst üste rekor seviyelere ulaştı. Ancak bir gerçek var ki işsizlik belimizi büküyor. İstihdamın yarıdan fazlası hizmetler sektöründe. Bu rakam % 55 seviyelerine yaklaşmıştı ki pandemi başladı. Turizmden, kafe, restoranlara; eğlence sektöründen masa başı pek çok sektöre hizmetler sektörü istihdamda önemli yer tutuyor. Sadece turizm bile başlı başına bir alan.

Bu ihracat ve sanayi üretim potansiyelindeki artış 2020’yi % 1 kadar bir büyüme ile kapatmamıza sebep olabilir. Ancak önümüzde yeni başlayan koca bir yıl var. Ekonomilerde birden hiç bilinmeyen bir sorun için ortaya çıkan ve yıllık dünya ekonomisinin % 5’ine varan bir aşı sektörü oluştu.

Aşının bu durumu onun stratejik bir ürün olmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçta aşı her zaman lazım olacak bir durumdadır. Aşı üreten, aşı üretme teknolojisine sahip olan ülkelerin gelen sağlık şoklarına dayanıklı olması mümkündür. Ya bu alanda çalışması olmayan ve sağlık konusunda hazırlıksız ülkeler ne yapsın?

Ekonomilerin her seferinde aşı bulunana kadar bu şekilde tökezlemesi beklenemez. Ekonomiler bir yandan üretimi arttırmaya, istihdam ve talep oluşturmaya mecburdur. Bunun sonrasında büyüme zaten gelecektir. Ancak ekonominin kapanması, üretimin durması geleceğin karartılmasıdır ki buradan bağımlılık doğar: Aşıya bağımlılık, üretime bağımlılık… Sonrasında ekonomik bağımsızlığın yok olması kaçınılmaz olur.

1970’lerin sloganlarına geri dönüş başlar. “Kahrolsun Emperyalizm” demekle emperyalizmin ve kapitalizmin kahrolmadığı gibi istenmeyen ve ülkemiz için hiç arzu etmediğimiz durumların gelişmesi kaçınılmaz olur. Üretim, istihdam ve refah bugün için insanları daha fazla mutlu eder görünmektedir. “Benim sadık yârim kara topraktır.” Sözü bir şiir olarak kalmaya devam edecektir. Ekilebilir alanların üçte birinin ekilmediği bir zamanda tarımsal üretim elbette yetersiz kalacaktır.

Konuyu dağıtmadan, 2021’in Mart ayından itibaren, ülkede görünür bir rahatlama, ekonomide de ihtiyatlı bir iyimserlik ortamı hakim olacaktır. Bunun yılsonu ekonomi hedeflerine yansıması hükümetin hedefleri ile uyumlu olacaktır.

Yeni normal ya da kontrollü normal ile özellikle turizmde, yeniden 50 milyon turist rakamlarına ulaşmanın birkaç yıl alacağı gerçeği unutulmamalıdır. Şimdi yapılması gereken mevcut işletmelerin kriz sürecindeki desteklerinin sürdürülmesidir. Mevcut işletmelerin iflasına ve icra yoluyla tasfiyesine müsaade edilmemelidir. Yükümlülükleri desteklenmelidir. Bir çırpıda 100 milyarı aşan bir yapılandırma görülmüştür. Bunun tahsilatının da doğru yönetilmesi şart. Öncelikle nakit desteği, sonrasında piyasa faizlerinin altında kredi desteği sağlanmalıdır. Yoksa işletmeler yapılandırdıkları borç ve taksitlerini dahi ödeyebilme kapasitesini kaybetmiştir.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test