Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

harunrasituysal@gmail.com

Organik besinler çekici mi?

01 Ocak 2020 - 09:07

Yediklerinizin nereden geldiği, yerel ürün olup olmadığı, sürdürülebilir yöntemlerle üretilip üretilmediği, doğal besinlerle beslenip beslenmediği, ya da tarımsal ilaçlar içerip içermediği gibi konularla ilgileniyor musunuz?
İlgilendiğinizde organik yiyeceklerle beslenmenin, işlenmiş besinler yerine taze besinleri yeğlemenin ve süpermarket yerine organik pazarlardan alışveriş etmenin en iyisi olduğu yönünde görüşler duyabilirsiniz.
            Bu görüş, kulağa hoş gelse de, organik beslenmeye geçmenin bir bedeli bulunuyor. Organik sebzeler, meyveler, et ve süt genelde organik olmayanlardan daha pahalıya satılıyor.
            Gelgelelim organik sebze ve meyvelerin protein, yağ içeriği bakımından organik olmayanlardan daha zengin oldukları yönünde somut bir kanıt bulunmuyor. Oysa organik ve konvansiyonel besinler arasındaki farklılık daha çok ürünün içerdiği bakır, demir, manganez, omega-3, vitaminler ve folik asit gibi besin ögelerinin görece miktarıyla ilgili. Ancak tüketicilerin çoğunun organik yiyeceklerle beslenmeye karar vermesinde en etkili olan şey besin değerleri miktarı değil sağlık kaygısı.
            Aslında beslenme biçimimiz gerçekten de birçoğumuzu hasta ediyor ve gezegeni yok ediyor. ABD’ de yayımlanan bir araştırma, bu ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 27’sinin obez olduğunu, çoğu Avrupa ülkesinin de bu açıdan geri kalmadığını ortaya koyuyor.
İşlenmiş besinle sorunlu mu?
            İşlenmiş yiyeceklerin birçoğu yoğun miktarda deniz tuzu veya monosodyum glutamat adı verilen çin tuzu ve mısır şurubu içeriyor. Her ikisi de insanların karşı koyamadıkları tatlardan.
            Besin akışının sürdürülmesi ve fiyatların düşük tutulması, gıda sektöründe bir yığın hile ve kurnazlığı gerektiriyor ve bu kurnazlıklar da kendilerine özgü bir takım ikincil etkiler yaratıyor.
ABD’ de yılda yaklaşık 10 milyon ton kimyasal gübre yalnızca mısır tarlalarına harcanıyor. Bu sayede elde edilen ürün miktarında artış sağlanırken, bir yandan tarlaların çevresindeki alanlar bu gübrelerden çıkan toksik atıklarla zehirleniyor. AB’ ye üye ülkelerde yılda 17 milyon ton kimyasal gübre tüketilirken, tahıl üretiminde en fazla gübre tüketen ülke konumundaki Çin’ de bu miktar 47 milyon tonu aşıyor.
            Endüstriyel koşullarla yetiştirilen sığırlara çeşitli antibiyotikler ve büyümeyi hızlandırıcı hormonlar veriliyor ve bunlar hayvanların etine ve süte geçiyor.
ABD’ de çeşitli araştırmalar bu ülkedeki kız çocuklarının şimdilerde 7 yaş gibi küçük bir yaşta ergenlik döneminden geçtiklerini, ergenliğe geçişin 1990’lara kıyasla iki kat daha hızlandığını ortaya koyuyor. Bunun nedeni, yediklerimizde dahil çevremizdeki kimyasallardan olsa gerek.
Sağlık için hangisi iyi?
            Halbuki hayvanlara insancıl bir tavır sergilenmesi bir takım maddi yararlar da sağlıyor. Otlaklarda yüzde yüz doğal besinlerle beslenen hayvanlarda omega-3 yağ asitlerinin omega-6’lara oranı daha yüksek oluyor.
            Hayvansal ürün tüketiminde başka seçenek, omega-3 düzeyi yüksek ve kalorisi düşük olduğundan sağlığa çok daha yararlı bir besin sayılan balık olabilir. Gelgelelim, balık stoklarının sorumsuz avlanmaya bağlı olarak dünya çapında giderek azalması ve yapılan son araştırmalarda bunlarda saptanan yüksek düzeylerdeki mikro plastikler bu seçeneği de sorunlu hale geliyor.
İyi seneler…
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test