Reklam
Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

[email protected]

Gıda fiyatları düşer mi?

17 Şubat 2021 - 07:30

Buğday, mısır, soyadan üretilen ve ülkelere dayatılan un, yağ, şeker temelli endüstriyel beslenme sistemi diğer ürünleri bilinçli olarak sıkıntıya mı sokuyor? Bu manada yerel üretilenlerin önü kesilmek mi isteniyor?

Örneğin bir yandan iklim değişikliği diğer yandan hastalık ve zararlılarla uğraşan zeytin üreticisi. Zeytinyağı sadece Akdeniz havzasında ve genellikle de küçük üreticiler tarafından geleneksel olarak üretiliyor. Dolayısıyla da büyük gıda üreticisi şirketlerin radarına giremiyor hatta karşısına ucuz olduğu için başta palm olmak üzere mısırözü, soya yağı çıkarılıyor.

Türkiye ayçiçeği, mısırözü ve zeytinyağında uzun atlama yaparsa bu küresel gıda şirketlerinin oyununu bozabilir. Ancak tüm ülkelerde olduğu gibi bunların içerideki uzantıları direnç göstererek yerel ürünlerin gelişmesini önleyebilir.

Örneğin Türkiye yağlı tohumlarda her zaman ithalatçı ülke konumundaydı ancak son yıllarda bu oldukça arttı. Kovid-19 pandemisi nedeniyle ülkelerinin önce kendi vatandaşlarını düşünerek ihracat yerine stoklama yoluna gitmeleri Türkiye’nin yağ açığını iyice arttırdı. Bunun üzerine son günlerde özellikle ayçiçeği yağında yaşanan yüksek fiyatlar karşımıza çıktı.

Ayçiçeğindeki fiyat artışları sadece Türkiye’de değil dünyada da görülüyor. Stoklamanın yanı sıra iklim değişikliği nedeniyle azalan üretimin de payı bulunuyor.

Maliyet-üretim-ithalat sarmalı

Sonuçta Türkiye'de tarım mazot, elektrik, gübre, ilaç, yem olarak kullanılan soya ve mısır gibi ürünlerde dışa bağımlı hale gelmiş durumda. İnsanları ve hayvanları doyurmak için üretim yapmak zorundasınız.

Üretimin yetmediği yerlerde de ithalat yapmak durumundasınız. Ancak kur artışları sonucu ithalat pahalılaşırken, çiftçinin girdi maliyetleri de katlanıyor. Maliyetler artınca üretici ardından da market fiyatları artıyor. Artan fiyatları düşürebilmek için her seferinde ithalat öne sürülüyor. Bu bir kısır döngü şeklinde bu şekilde dönüp duruyor.

Yüksek fiyatları düşürmek için alınan ithalat kararı, fiyat artışlarını kökten çözecek bir önlem olarak görülmüyor. Geçen yıl enflasyon yüzde 20,3 artarken, gıda enflasyonunda artış yüzde 25,11 oldu. Fiyatı en çok artan ürün yüzde 184 ile kuru soğan olarak açıklandı. Kuru soğanı yüzde 91 ile salça, yüzde 75 ile patates izledi.

Neler yapılmalı?

Halbuki maliyetleri azaltmanın yanı sıra sulama altyapısının tamamlanması gerekiyor. Altyapı eski ve 8,5 milyon hektarlık sulanabilir alanın 2,15 milyon hektarı sulanamıyor. Sulama tamamlanmadığı için de 8 milyon hektar nadasa bırakılıyor. Sulamanın önemli bir kısmı da fazlaca su kayıplarının yaşandığı “salma” sulama.

Tarımdaki bir diğer can yakıcı sorun da çok parselli arazi yapısı. Türkiye'de ortalama tarım arazisi büyüklüğü 61 dekar ve bu rakam AB ülkeleri ortalamasından çok düşük. Üstelik de bu 61 dekar 10 parçaya ayrılıyor. Bu nedenle üretim verimli olmuyor ve parseller ekilmemeye başlanıyor.

Bu parçalı yapının verimli olarak üretim yapabilmesi için kooperatif gibi örgütlerin çatısı altına girmeleri gerekiyor. Ancak bu şekilde maliyetleri düşürüp, verimli ve kaliteli üretim olası görünüyor.

Kırsalda ekonomik anlamda bir örgütlenme yok. Kooperatifler olmadığı için çiftçi üretimini planlayamıyor, ürününü düzgün bir biçimde pazarlayamıyor, dolayısıyla fiyatlar istikrar kazanmıyor.

Gelecekte olası diğer pandemilere karşı ülkelerin önlemler aldıklarını görüyoruz. Türkiye de bu anlamda üretimi arttırıcı, maliyetleri azaltıcı önlemler almalı. Bitkisel ve hayvansal üretimdeki yem, gübre, ilaç gibi girdileri kendi üretmeli ve bu manada gerekli teşvikler verilmeli.

Mazot gibi ithalatı zorunlu olan girdilerde ise vergileri devlet üzerine almalı ve üreticilere bunu ucuza kullandırmalı.

Bu yapısal sorunlar çözülmeden fiyatlarda dalgalanma devam eder.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test