Reklam
Reklam
Reklam
Hüseyin Çağlar

Hüseyin Çağlar

[email protected]

İzmir zehir mi soluyor?

11 Nisan 2021 - 11:27

Geçen haftaki yazımda Brezilya Donanması'na ait 600 ton Asbest ve zehirli maddeler içerdiği ileri sürülen 'NAe São Paulo' uçak gemisinin Aliağa'da bulunan bir gemi söküm şirketince satın alındığı ve sökülmek üzere mayıs-haziran ayları arasında Aliağa'ya getirileceği belirtilerek;  Geminin asbest içerdiği sağlık uzmanlarına göre asbestin, asbestozis, mezotelioma ve akciğer kanseri gibi geri dönüşümsüz ağır sağlık sorunlarına neden olduğu, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanser nedeni olarak görüldüğü bu nedenle ülkemizde asbest üretimi ve kullanılmasının yasak olduğunu belirterek söz konusu geminin durdurulması gerektiğini ifade etmiştim. 



Ancak anlaşılan İzmir'in asbestle ilgili sorunu sadece o gemi değilmiş. Özellikle 2000 öncesi yapılan ve kentsel dönüşüm veya deprem sonrası hasarlı binaların yıkımı sonrası ortaya çıkan toz bulutu da sağlık açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.  
Bu durum son günlerde Bayraklı ilçemizde sıkça yaşanmaktadır.  Bilindiği gibi, 30 Ekim 2020 tarihinde Sisam adası açıklarında meydana gelen deprem İzmir'in Bayraklı ve Bornova ilçelerinde etkili olmuştu.  Söz konusu depremde 118 yurttaşımız yaşamını yitirirken çok sayıda bina yıkılmış,  ağır veya orta hasar görmüştü. Ağır ve orta hasarlı binalarda süren yıkım çalışmaları sırasından etrafa yayılan toz dumanı yeni bir tartışmaya neden oldu. 2010 öncesi yapılan ve deprem sonrası ağır ve orta hasarlı olması nedeniyle yıkılan binalarda kullanılan inşaat malzemelerinin asbest içermesi nedeniyle yıkım esnasında havaya saçılan asbestli tozların insan sağlığını olumsuz etkilediği ve kanser riskine neden olduğu ileri sürülmektedir. 



Ülkemizde ne yazık ki yıkım işleri bilinçsizce ve ilkel yöntemlerle yapılmaktadır. Bina dozerlerle yıkılıyor ve yıkıldıktan sonra sulanarak sözüm ona toz bulutu oluşması önlenmeye çalışılıyor. Ama görüyoruz ki her yıkımdan sonra ortalığı toz bulutu kaplıyor. Uzmanlara göre binalarda kullanılan malzemelerden ortaya çıkan tozların içerdiği zehirli maddeler bir çok sağlık sorununa neden olmaktadır. Bu nedenle yıkımlarda toz oluşmasını engelleyecek tekniklerin kullanılması gerekir. Gelişmiş ülkelerde yıkım yapılacak binanın etrafı kapatılarak çevresi ile bağı kopartılmakta ve yıkımdan kaynaklı toz bulutu önlenmektedir.   
Halk sağlığını ve çevreyi korumak için kentsel dönüşüm kapsamında ömrünü doldurmuş veya deprem gibi nedenlerle ağır veya orta hasarlı olup yıkılacak yapılarla ilgili inşaat yıkımı öncesinde asbest içerikli malzemelerin bulunup bulunmadığı ve hangi asbest türleri olduğu belirlenerek asbest raporu hazırlanması gerekir. Asbestli malzemeye rastlanılması durumunda ise ortamdaki lif sınır değerinin aşılıp aşılmadığı belirlenerek rapor oluşturulması ve asbestli malzemelerin tehlikeli atık tesislerine bertarafı zorunludur.
Yine, Yapı İşlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönetmeliği’nde yıkım esnasında toz kalkmaması ve yıkılan kısma ait malzeme ve molozların çalışma ortamından güvenli bir şekilde uzaklaştırılması için gerekli tedbirler alınır denilmektedir. 

Ancak, Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, İzmir'de yıkım işlerinin Yönetmeliklere uygun yapılmadığını ileri sürerek, eski binaların yapımında kullanılan bir çok malzemede asbest bulunduğunu, yıkım sırasında lifler halinde toz olarak havada asılı kaldığını, rüzgarla birlikte sadece yıkım alanına değil İzmir'in her yanına dağılabildiğini, yıkım sırasında sadece asbestli tozların değil civa, kurşun, kadmiyum ve küf mantarı gibi zararlı maddelerinde açığa çıktığını belrterek binaların ancak asbest envanter raporu çıkarıldıktan sonra yıkılması gerektiğini söylüyor. 
Başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri olmak üzere yerel yöneticilere bir kez de buradan çağrı yapalım. Yıkım yapılan binaları mercek altına alın. 
İzmirliler zehir solumasın. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
    test