Hüseyin Çağlar

Hüseyin Çağlar

h.[email protected]

İzmir'in suyu, altın madenine feda ediliyor

10 Mayıs 2021 - 03:24

Su yaşamın kendisidir. Özellikle içilebilir tatlı su, hava ile birlikte yaşamı devam ettiren en önemli unsurlardan biridir. İnsan bedeninin açlığa günlerce dayandığı ama susuzluğa ancak 3-4 gün dayanabildiği biliniyor. Sadece insanlar için değil tüm canlılar için su vazgeçilmezdir. Yani yaşamın devamı temiz hava ve temiz suya bağlıdır. Ancak, tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan iklim krizi, yağış rejimlerinin düzensizleşmesi, kuraklık ve çevre kirliliği hem yer altı hem de yüzey içme sularının hızla azalmasına neden olmaktadır.  Bir yandan tatlı su kaynakları yukarıda belirtilen nedenlerle azalırken, diğer yandan mevcut tatlı su kaynaklarımız HES’ler ve maden şirketleri eliyle yok ediliyor ya da kirletiliyor.
 İzmir’in temiz yüzeysel su havzası olan Efemçukuru, uzun zamandır aynı bölgede faaliyet yürüten altın madeninin tehdidi altında. Bu yazıda Efemçukuru’nda faaliyet yürüten altın madenine karşı yıllardır süren bir davadan söz etmek istiyorum. 


Efemçukuru Altın Madeni projesine yönelik yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda, yörenin kayaç yapısı ve işletmede yapılacak zenginleştirme işlemi sonucunda maden işletmesinin ağır metal kirliliği yaratacağı, böylelikle bölgenin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını kirleteceği, yörenin bitki ve orman örtüsünün zarar göreceği, bölgede uygulanan ekolojik tarımı sona erdireceği, kısaca ekolojik ve toplumsal yıkıma yol açacağına dair meslek odaları ve ekoloji örgütleri tarafından raporlar düzenleniyor, uyarılar yapılıyor. Ancak ciddi bilimsel uyarılara rağmen çevre sağlığı ve canlı yaşamı için risk oluşturan altın madeni faaliyete geçiyor. 
Yarattığı riskler yetmiyormuş gibi altın madeninin kapasite artırımı talebine 31.12.2012 tarihli ÇED olumlu kararı veriliyor. Kapasite artırımı ÇED olumlu belgesinin iptali için havzayı korumakla görevli İzmir Su Kanalizasyon İdaresi (İZSU), Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), İzmir Tabip Odası, TMMOB Çevre Mühendisleri, Kimya Mühendisleri, Ziraat Mühendisleri ve Peyzaj Mimarları Odası ile “Efemçuru’nun Yalnız Efesi” Ahmet Karaçam ve Avukat Arif Ali Cangı tarafından dava açılıyor. 



Mahkemece belirlenen bilirkişiler tarafından maden alanından alınan numunelerde ağır metaller bulunduğu tespit ediliyor ve olumlu ÇED kararı mahkeme tarafından iptal ediliyor.  Ancak karar, “İzmir Tüksek Teknoloji Enstitüsü Laboratuvarı'nın akredite olmadığı ve bilirkişilerin İzmir üniversitelerinden seçildiklerinden tarafsız olamayacakları” gibi saçma gerekçelerle Danıştay tarafından bozuluyor. 
Danıştay’ın bozma kararından sonra, Ankara’dan seçilen yeni bilirkişilerle yeniden keşif yapılıyor ve şirket lehine düzenlenen rapor doğrultusunda dava reddediliyor. Danıştay bu kez keşifte numune alınıp analiz yapılmadığından dolayı bozma kararı veriyor.  Bozmadan sonra aynı bilirkişilerle yeniden keşif yapılıyor ancak daha önce ağır metal kirliliği tespit edilen "pasalar" keşif öncesinde şirket tarafından gizleniyor. O bölgeden numune alınması engelleniyor. Alınan diğer örneklerin analizleri de eksik ve yanlış değerlendirilmelerle maddi gerçeğe ve bilimselliğe aykırı rapor düzenleniyor ve dava reddediliyor.
Kısacası İzmir’in, su ihtiyacının % 40’ını sağladığı Tahtalı Barajı havzasının yüzeysel sınırında bulunan Efemçukuru Köyü’nde tüm uyarılara ve bilimsel tespitlere rağmen 2011’den bu yana altın madeni işletiliyor.  Kayaç yapısı ağır metal açısından zengin olan bu bölgede yapılan madencilik faaliyeti sonucunda ağır metallerin aktive hale gelmesi, yer altı ve yüzey sularını kirletme riski konusunda onlarca bilimsel rapora rağmen maden halen çalışmaya devam ediyor. İzmir’in suyu, altın madenine feda ediliyor.



Altın madeni nedeniyle Efemçukuru yakınlarında yapımı planlanan ve 300 bin kişinin içme suyunu sağlayacak olan Çamlı Barajına izin verilmiyor. İzmir’in eksik kalan su ihtiyacını karşılamak için DSİ ile İZSU arasında, Gördes Barajı’ndan İzmir’e su aktarılması amacıyla 2006 yılında bir protokol imzalanıyor. Bu protokol ile İZSU Genel Müdürlüğü İzmir’e verilecek suyun karşılığında, barajın toplam yapım bedeli olan 270 milyon lirayı 30 yılda DSİ’ye ödemeyi, DSİ ise İzmir’e yılda 59 milyon metreküp su vermeyi taahhüt ediyor. Ancak hiçbir yıl taahhüd edilen tutarda su alınamıyor.  Çünkü ortada çok büyük bir sorun vardır. Gördes barajı tabanı su kaçırdığı için göl su tutamıyor. Bu dibi delik baraja rağmen DSİ, taahhütlerini yerine getirmiş gibi İZSU’dan tahsilat yapmaktadır. Yani İzmirliye kullanmadığı suyun bedelini ödetmektedir. Bu da İzmirlinin su faturasına yansımaktadır. Kısacası Gördes Barajı İzmir ve İzmirliler için yük olmaya devam etmektedir. 
Bu dava burada bitmemeli, İzmir’in su havzasının kirletilmesine, İzmirlilerin gelmeyen suyun parasını ödemesine sessiz kalınmamalı. Yerel yöneticiler başta olmak üzere meslek odaları, sendikalar ve sivil toplum örgütleri kısacası İzmir'in sağlığını, geleceğini düşünen herkes İzmir’in suyuna sahip çıkmalıdır. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Erol Çırak
    1 ay önce
    İzmir’in geleceği açısından elzem bir durum.Acilen altın madeni faaliyeti durdurulmalı Çamlı barajı mutlaka yapılmalıdır. Yazara bu açı gerçeği sade bir şekilde ortaya koyduğundan dolayı teşekkür edeeim.
    test