Reklam
Reklam
Reklam
Ferit Reyhan Sümer

Ferit Reyhan Sümer

[email protected]

Monolog üstatları

27 Şubat 2021 - 07:30

Dünya üzerindeki yaşayan canlılardan olan insanı diğerlerinden ayıran en bariz özelliği aklını fikriyle birleştirerek oluşturduğu düşüncesini konuşma yeteneği sayesinde; içinde yaşadığı toplumdaki muhataplarına sözlü olarak anlatabilmesi diyebiliriz!

Çevremde gözlemlediğim kadarıyla; Karşımızdaki ile veya toplumla iletişim kurarken bize bahsedilen bu değerli yeteneği nasıl kullanacağımız “tamamıyla zekâm sayesinde” diyebilecek insan sayısının çok olmamasına hayret etmedim.

Öyle insanlar vardır ki bulundukları makamın ayrıcalığı sayesinde konuyla ilgili yeterli bilgileri olmadan, üstüne üstlük; bolca dil sürçmesi eşliğinde devamlı konuşurlar. Gerçek olmayan olaylarla ilgili bilgileri kendileri inanmasa da karşısındakilerin gözlerinin içine bakarak onların inanacağından emin bir vaziyette yüzleri kızarmadan anlatırlar.

Diğer bir grup ise, insanlarla çok iyi diyalog kurduklarından bahsederek hep konuşurlar, karşısındakini dinliyormuş gibi görünerek kendi bilgilerini ve doğrularını gösterip kabul ettirme çabasına girerler (bir insanın bilgisinin ölçüsü, karşısındakinin anladığı kadardır) hiç dinlemeden insanlarla ne kadar iyi bir diyalog kurduklarından bahsederler. Daha önceki bir yazımda kullandığım bir zamanlar televizyon reklamında söylenen şu cümleyi okuduğunuz zaman tebessüm edeceksiniz “Ağzı olan konuşuyor”

Lakin buna rağmen kerameti kendinden menkul insanların ağızlarının içine bakarak doğruluktan nasibini almayan monolog söylemlerini (Aklın süzgecinden geçirmeden) kendilerince geçerli sebepleri olduklarını söyleyen hep tasdik eden insanlar dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak.

Kimdir bu monologcular diye düşündüğümüzde; bilgi ve zihnimizin eşliğinde aklımıza gelenlerle, değişik zamanlarda yaşamış da olsalar, bunların arasındaki şaşırtıcı derecede benzerlikleri görürüz, en bariz olanları; Biz biliriz, biz yaparız, biz veririz, biz hallederiz, biz her şeye kadiriz derler üstüne üstlük başları biraz sıkıntıya girse ortalığı velveleye vererek gürültü çıkararak etraftakilerini suçlayarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalışarak kendilerini çok çalışarak üretiyormuş gibi göstererek (Tek yumurta yaparken ortalığı yıkan tavuk için elimizle yem verir, yumurta nasıl da besleyicidir diye överiz de; binlerce yumurtayı sessizce yumurtlayan balığın değerini bilmediğimiz gibi, yaşadıkları alanları katlederiz) kendine inananlardan hizmet, sadakat ve tam bağlılık beklerler

Etrafımızdaki monologcuların azalması için bizlerin hangi tarafta olacağımıza karar vermemiz ve kararlıkla arkasında durmamız gerekir, unutmayalım en kötü karar; kararsızlıktan iyidir. Monologcular gibi emeksiz birtakım şeylere sahip olmak yerine; “Emekle kazanılan ekmeğin bereketini, alın terimizin tuzuyla pişen yemeğin lezzetinin” tarif edilemeyeceğini bilmek hayat yolunda yürürken yorulmadığımız gibi, bizlere sonsuz bir huzur verecektir.

Hayatımızın her gününde bizim dışımızda gelişen olayların ve gerçeklerin bizleri yormasına izin vermeden, bir şeyleri değiştirmeye çabalarken çok dikkat etmemiz gereken konu; değiştirmek istediğimizin, bizi kendine benzetmesi

Hayatımızı kolaylaştırmak için; birbirimizi sevmesek de insanlarla iyi ilişkiler içinde, diyalog şiarımız olmalı:

“Bazı insanları sebepsiz seversin, bazılarını bin sebep arar gene sevemezsin”

Neyzen Teyfik

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
    test