Fatma İnan

Fatma İnan

fatmaainn@gmail.com

Eylül'e veda…

01 Ekim 2020 - 07:35

Melankoli, hüzün ve ayrılıkların ayı olan eylül'e bir kez daha veda ettik. Sonbaharın ve ekim ayı ile birlikte ‘sarı yaz’ olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır eylül. Bu yıl eylül ayı, her zamankinin aksine daha bir durağan yaşandı. Pandemi nedeniyle okulların haftada iki gün açılması, koronavirüs nedeniyle yazlıkçıların büyük çoğunluğunun hala sahil beldelerinden kentlere dönmemesi bunda etkili oldu. Hava sıcaklıklarının yüksek seyretmesi de keza.

Küresel ısınmayla birlikte, artık “Ağustos’un 15’i yaz, 15’i kış” sözü de yavaş yavaş tarihe karışıyor. Yazlar artık daha uzun sürüyor. Hava durumuna bakıldığında ekim ayının ortalarına kadar neredeyse 30 dereceye varan sıcaklıkların devam edeceği görülüyor. Yıllar içinde, her sonbahar rutine dönüşen alışkanlıklarımız da değişiyor böylece. Kışlıklar daha geç kaldırıldıkları yerlerden çıkarılıyor mesela.
Melankoli, hüzün ve ayrılıkların ayı demiştik eylül için. Bu yönüyle eylül ayı, tarih boyunca edebiyatçı ve şairlerin de ilham kaynağı olmuş, satırlara ve dizelere sonbaharın hüznü taşınmış.

Yirminci yüzyılın ilk günlerinde yayınlanan, Mehmet Rauf’un ‘Eylül’ isimli romanı, edebiyatımızdaki ilk psikolojik romandır. Necip ve Suat’ın yasak aşklarının anlatıldığı umutsuz bir aşk romanı olan Eylül’de yazar, kahramanlarının ruh halleriyle eylül ayı arasında çok güzel bir bağlantı kurarak şöyle anlatır bu hüzün ve ayrılık ayını: “Eylül öyle bir ay ki geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekliydi. Eylül esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve özlem çeker.”

Eylül’ü okurken; eski İstanbul’un perspektifi içinde betimlenen sonbaharı, eylül ayını ve yüz yıl öncesinin naif aşklarını; o bakışlarla yetinilen, küçük tesadüflerle mutlu olunan birliktelikleri garip bir biçimde içimizde hissederiz: “Hava gittikçe serinliyor, durgun hava sanki hep su oluyordu; gece, berrak, altın pullu mavi tülleriyle titreyerek donuyordu.”

İkinci Yeni akımının unutulmaz şairi Cemal Süreya da, “Eylül’dü” isimli şiirinde, “Eylüldü/Dalından kopan yaprakların/Sararan yanlarına yazdım adını/Sahte bir gülüşten ibarettin oysa/Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu” dizeleriyle, sonbahar dekorunda giden bir sevgilinin ardından seslenir.
“Hüzün ki en yakışandır bize” gibi dillerden düşmeyen bir dizeye imza atan usta şair Hilmi Yavuz ise, “Eylül” adlı şiirinde, “Eylül, kırılgan mevsim!/Cam hançeri güzün/Dağılırdı kalbimde/Birden gecenin ve gündüzün/Perdesiyle örtülürdünüz/Tenhayla ve tül dolardı içim… Eylül!” diyerek yalnız bir kalbi anlatır.

Yüzyıllar içinde, insanları hüzne sürüklemiş bir dönem olmuş eylül ayı. Bu ayda, insanlar hayata daha farklı bir gözle bakmış, bir anlamda hayatlarının çetelesini tutmuş. Sanatçılar için de çok üretken bir zaman dilimi olmuş eylül ayı.  Bir dahaki eylül ayında, dünyayı etkisi altına alan pandemiden kurtulmak, sonbaharın o tatlı telaşlarını yeniden ve daha yoğun olarak yaşamak dileğiyle bitirelim yazıyı…
 
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test