Türkiye'de tarımın sorunları-3
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

Türkiye'de tarımın sorunları-3

20 Temmuz 2019 - 06:37

Şöyle demiştim bir önceki yazımda;
"Çocuğu tarımda üretici olmadığına göre, torunu da olmayacak demektir" diyerek 1950'li yıllardan bu yana köylerden kentlere göçü özendiren son derece yanlış sosyo ekonomik politikaların ülkeyi ve ülke tarımını hayvancılığını getirdiği "Çıkmaz sokağı", üreticinin kazanamadığı ve fakat tüketicinin de tarımsal ürünlere ulaşırken "Fazla bedel ödediği üretici-tüketici fiyat dengesizliğine vurgu yapmıştım.
Et ve süt ürünlerinde yaşadığımız astronomik fiyat artışları da işin öteki boyutu.
Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru İzmir'de düzenlenen ve benim de katılımcısı olduğum, bir toplantıda konunun paydaşlarından biri, "TÜİK, sofralarımıza lezzet katan ve insan beslenmesinde önemli yer tutan, en temel gıdalarımızın başında gelen et ve süt ürünlerinin fiyatlarının, bir önceki yıla göre yüzde 50'ye yakın arttığını açıkladı.
Üreticiler, sattıkları et ve süt fiyatlarında böyle bir artış olmadığı gibi yemde fiyatların neredeyse yüzde 50 yükseldiğini ve yaptıkları üretimden para kazanamadıklarını söylüyorlar.
Üreticimiz zor durumda, üretimden vazgeçmek noktasına geldi. Hatta birçoğu çoktan vazgeçti bile. Onlar, emekleri ve alın terleriyle çalışarak bu ülkenin gıda ihtiyacını karşılayan, beslenmesini sağlayan insanlar. Görüyorum ki, üreticiler de tüketiciler de bu durumdan memnun değiller" diyordu.
Ülkede et açığını kapatmak ve üretimin karlı bir hale gelebilmesini sağlamak için mera alanlarımızın doğru değerlendirilmesi, üreticinin fabrikasyon yeme muhtaç bırakılmaması, mera alanlarımızın doğru ve verimli olarak kullanılması zorunluluğunun altını çizmek gerekiyor.
Eğer et ve süt üreticimizin fabrikasyon yeme bağımlı kalmalarını önleyerek kaliteli kaba yem gereksinimlerini daha ucuza elde etmelerini sağlarsak hem et ve süt üretimimiz artar, ve hem de fiyatlar düşer.
Tabii ki, bütün bunları ardı ardına sıralarken kaliteli kaba yem gereksinimini karşılayabilmenin en etkin ve sonuç alıcı yollarından birisinin de çayır ve meralarımızın üreticilerimize tahsisini sağlamak ve bu sayede yem bitkisi üretimini artırmak olduğunun önemini vurgulamamız gerekiyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın verilerini incelelediğimizde son 50 yıllık dönemde 22 milyon hektar olan mera ve çayır alanlarımızın bugün 10 milyon hektara kadar dümüş olduğunu görüyoruz. Bu bize hayvancılığımızın kaba yem ihtiyacını karşılayabilmek için sahip olduğumuz iki doğal unsurun- "Çayır ve mera alanlarımızın"- nereden nereye geldiğini göstererek, durumun vahametini ortaya koyuyor.
Ülkemizde yaşadığımız pahalı et sorununu aşabilmenin en önemli yollarından birisinin de "Geleneksel et tüketim alışkanlığımız" olan küçükbaş hayvan eti tüketimimizin önemini yeniden kavramamız.
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde çayır ve meralarımız yaşamsal önemde. Bu alanlarda yapacağımız otlatma planlamaları ve doğru ıslah çalışmaları küçükbaş hayvan verimini artıracak en önemli faktör. Et ithal ederek değil, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirerek et krizini çözmek mümkün.
Bu sorunları çözmek için karar alıcıların doğru politikalar uygulaması gerekiyor. Ülkemizin gıda gereksinimini ithalatla çözmemizin mümkün olmadığını, geldiğimiz bu noktada artık görebilmiş olmamız lazım.
"Sadece tüketen ve ithal eden bir ülke" değil, "Tüketebilmek için üreten bir ülke" olmak ve bu yolda doğru politikalar üreterek hem ülke tarımını ve hayvancılığını, hem de tüketicimizi koruyucu" önlemler almak zorundayız.
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum