Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

Türkiye'nin tarımda geldiği nokta

05 Ekim 2020 - 07:30

Ülkemiz tarım alanında çok önemli bir potansiyele sahip. Öyle ki, Anadolu coğrafyası Dünya'da hali hazırda tarımı yapılan birçok ürünün ya ana vatanı, ya da birçok ürünün çıkış noktası ve ülkemiz birçok endemik bitki türüne ev sahipliği yapıyor. 

2019 aralık ayında Çin'in Wuhan kentinde başlayan, halen Dünya'yı kasıp kavuran Koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde, tarımsal üretim ve üretimin sürdürülebilirliği açısından, yetiştirilen ürünün çevresel faktörlerden izole edildiği, 790 bin dekar büyüklüğündeki varlığımız ile Avrupa ölçeğinde ikinci olduğumuz seracılık sektörü, yani örtü altı üretimimizin daha stratejik bir konuma gelmesine karşın, ne acıdır ki, özellikle 1980'li yıllardan sonra itibarsızlaştırılan ve "Avrupa'nın çobanı-bahçıvanı biz mi olacağız ?" diyerek küçümsenen, aşağılanan sürecin sonunda geldiğimiz noktada, ürün çeşitliliği, fındık-incir ve kiraz üretiminde Dünya birincisi, kavun-pırasa ve vişne üretiminde Dünya ikincisi olan ülkemiz, önemli ticaret yolları üzerinde bulunmasına rağmen, tıbbi aromatik bitkilerin yanısıra hayvancılık ve su ürünlerindeki çeşitlilik avantajlarını yitirmiş  bulunuyor.

Öyle bir noktaya geldik ki, Türkiye'nin en verimli tarım arazilerini, rant uğruna dönüşü olmayan şekilde betona gömdük. Ülkemiz çiftçisi tarımdan uzaklaşıyor. Ürettiği ürünün para etmemesi ve ürünü elde etmek için sarfettiği giderleri karşılayamaması sonucu üretimi peyder pey bırakarak manavın yolunu tutan köylümüz domates, soğan ve hatta maydanozu bile manavdan veya marketten alır hale geliyor. En son güncel haber ise, Yunanistan'dan pamuk ithal ettiğimize dair. Ülkemizin pamuk üretimi 25 yılda yüzde 65 gerilemiş.
Çiftçi ve köylümüzün tarımsal üretimden yeterli parayı kazanaması, tarım alanlarımızın ranta açılmasıyla ekilebilir alanlarımızı da hızla yitirmemiz sonucu tarımsal ürünlerde ithalat bağımlısı, ithalat cenneti ülke olduk, adeta her ürünü dışarıdan ithal eder hale geldik.

Tarım politikaları bağlamında, mart 2020den bu yana ülke olarak yaşadığımız Koronavirüs (Kovid-19) salgınının etkilerinin hafifletilmesine ve gelecekte yaratacağı olası olumsuz sonuçlara yönelik çıkarımlar bilimsel makalelerde, ilgili kurumların web sayfalarında, basında ve sosyal medyada yerini almaya devam ediyor.

Salgın sırasında oluşan belirsizlik nedeniyle harcama yerine altına ve dolara yönelim bu likidite araçlarının aşırı değer kazanmasında büyük etken oldu ve bu da işsizliğin artması ve gelir degesizliğinin büyümesi sonucunu artaya çıkardı.

Koronavirüs (Kovid-19) salgını öncesinde ekonomideki bir takım zorluklara ve gelinen noktaya dikkati çeken ekonomi çevreleri ise işin ekonomik cephesinin ayrı bir sorun olduğunu belirtiyor, salgınla birlikte sıkıntıların derinleştiğini, mevcut sıkıntılara yenilerinin eklendiğini ifade ederek, "Bu dönemin ardından atılacak adımların ve takip edilecek programların neler olacağının açıklanmasının, öngörülebilir politikalar izleneceğine dair algının yaratılmasının çok önemli olduğuna vurgu yaparak salgında önceliğin, öncelikle insan sağlığı ve ekonomik aktivitenin devamlılığı olduğunun altını çiziyorlar.
Ülke ve Dünya olarak yaşadığımız, başta tarım olmak üzere, bütün meslek ve sektörleri olumsuz etkileyen salgın sürecinde en çok kaygı uyandıran konulardan birisi, bu sürecin sonunda tarımsal üretim ve gıda zincirinde yaşanması olası sıkıntılar.

Salgın, tüm Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de yaaın her alanında çok önemli değişikliklere neden oldu ve olmaya da devam edecek. Tarımdan sağlığa, eğitimden iş yaşamına kadar her alanda yaşadığımız olağan dışı gelişmelerin etkilerini önümüzdeki yıllarda daha çok gözlemleyeceğiz.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test