Tarımı kaybedersek
Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

Tarımı kaybedersek

18 Mayıs 2019 - 06:25

İnsanın, yaşamını sürdürmesi için üç ana dayanağı var. Su, hava ve toprak. Tarım ve gıda sanayii ise, hem ülke nüfuslarının beslenmesini sağladıkları, hem de çeşitli yan sanayilere ana girdi temin ettikleri için çok büyük öneme sahip.
Bu nedenledir ki; Dünya genelinde teknolojide varılan sonuçlar açısından son yirmi yılda dinamik ve olağanüstüatılımların yaşandığı tarım sektörünün stratejik öneme haiz bir sektör olarak yeniden gündeme gelmesi hem bizim, hem de tüm ülkeler açısından son derece  önemli bir gelişme.
Bu konuda bir önceki yazımda da kaynak ve verilerinden yararlandığım, bu yazımda da yararlanacağım İzmir Ticaret Borsası’nın, “Tarım ve tarımsal nüfus, tarım ve etkilediği diğer yan alanlar, Türkiye’de ve Dünya’da tarım alanları” konularında geçtiğimiz aylarda hazırladığı “Türk Tarımının Global Entegrasyonu ve Tarım 4.0” adlı, eser tadında bir araştırma ve yayından bahsetmeden geçemeyeceğim.
Bu çalışmaya göre ülkemizde nüfus artışı 2006 yılına kadar dünya nüfus artış hızının üzerinde bir oranda seyretmiş, Dünya’daki nüfus artış hızının azalma eğiliminin aksine özellikle 2008 yılından sonra bir artış trendi sözkonusu.
Bu bağlamda nüfus artış hızı önemli olduğu kadar, nüfusun kırsal ve kentsel alandaki dağılımı da oldukça önemli.
Nüfusun kırsal ve kentsel alan arasında yer değiştirme dinamikleri ise bize göre ayrı ve kapsamlı araştırmaların konusu. Şöyle ki;
Bu konudaki verileri incelediğimizde, Türkiye’de, Avrupa Birliği ülkelerinde ve Dünya’da kırsal alan nüfusunun giderek azaldığını, Dünya Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre Dünya’da 1960’lı yıllarda toplam içindeki payı yüzde 66 olan kırsal alan nüfusunun 2008 yılına gelindiğinde kentsel toplam nüfusun altında kaldığını ve bu yıldan itibaren de kırsal alan nüfusu ile kentel alan nüfusu arasındaki farkın kırsal nüfus aleyhine açılmaya başladığını görüyoruz.
Toplam istihdam içinde tarımsal istihdamın payı da azalma eğiliminde. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verileri bize Dünya’da çalışan nüfus içinde 1991’de yüzde 43.3 olan tarımda çalışan nüfusunun, 2017’ye geldiğimizde yüzde 26.5’e gerilediğini ortaya koymakta, Avrupa Birliği’nde 1991’de yüzde 9.8, 2017’de ise yüzde 4.2 olduğunu göstermekte.
Ülkemizde istihdamın profili ise Avrupa Birliği ve Dünya’dan farklı. Verilere göre Dünya ortalamasının üzerinde olan ve yüzde 48’i tarımda çalışan nüfus 2005 yılında yüzde 25.5’e ve 2017 yılında da yüzde 19’a düşüyor.
1980 yılında ülkemizde toplam nüfus içerisinde kırsal alanda yaşayanların yüzde 50’nin üzerinde  olan oranının, 1990’a geldiğimizde yüzde 40.7 olduğu, 1980 sonrası kırsal ve kentsel alan arasındaki farkın giderek arttığını göstermekte, verilerin bize dünya genelinde bir eğilim olduğunu gösterdiği bu durum ve nüfusun yer değiştirme hareketi, iki önemli noktaya dikkatimizi çekmekte ve altının çizilmesi gereğine işaret etmektedir:
1-Şehirde yaşayan nüfusumuzun tüketim alışkanlıkları, artan kentleşme ile birlikte düşünüldüğünde nasıl değişecektir ve tarımsal üretimimiz bu değişime ne ölçüde yanıt verebilecektir ?
2-Azalan kırsal alan nüfusumuz ve dolayısı ile küçülecek tarımsal istihdamımımz, artan kent nüfusumuzu nasıl besleyecektir ?
Mevcut ekonomik göstergelerimize göre tarımsal üretim açıklarımızın, sürekli ithalatla giderilemeyeceği açıktır. O nedenledir ki; yukarıda altını çizdiğimiz iki önemli konu kısa vadede yanıtlamamız gereken hayati önemde iki soruyu barındırmaktadır.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum