Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

İklim krizinin ne anlama geldiğini görüyoruz

21 Eylül 2020 - 07:43

"İklim değişiyor, bundan sonra Türkiye'de de hiç alışık olmadığımız iklim ve doğa olaylarını göreceğiz" denildiğinde oralı olmayanlar, olayı ciddiye almayanlar ülkemizde ve küresel anlamda artık bazı şeylerin değişmeye başladığını, küresel ısınmanın ve bunun sonucunda oluşan iklim krizinin ne anlama geldiğini, iklim krizini bizzat yaşadığımızı umarım fark etmişlerdir. Geçtiğimiz haftalarda Ankara Polatlı'da yaşanan kum fırtınası ve Ankara'nın yaşadığı yoğun toz bulutu hafızalarımızda o kadar taze ki.
Brezilya'da Mato Grosso eyaletinde 195 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle Dünya'nın en büyük sulak alanı Pantanal bölgesinde temmuz ortasından beri devam eden, sulak alanın yüzde 15'inin kül olduğu, bölgedeki hayvan popülasyonunu ve bitki türlerini tüketen, bilim insanlarına göre nedeni iklim değişikliği kaynaklı kuraklık olan yangın. Dünya genelinde örnekleri çoğaltmak mümkün.
Dünya'nın en çok nüfus barındıran ve alan olarak Dünya'nın en büyük kıtalarından olan Asya, daha çok Güney Asya, küresel iklim sonucu oluşan iklim değişikliğinin, dolayısıyla da iklim krizinin olumsuz etkilerini
artarak yaşamaya başladı.

Almakta olduğumuz haberler hiç te iç açıcı haberler değil. Dünya Buzulları'nı İnceleme Servisi'nin raporlarını incelediğimizde Dünya'daki buzulların kalınlığında 20 metrelik bir azalmanın söz konusu olduğunun altının çizildiğini görüyoruz.

İklimdeki değişme, Asya dağ buzullarını ve bu buzullardan beslenen nehirlerin akışını ve taşıdığı su miktarını etkiliyor. Geçtiğmiz yılın başı itibariyle yapılan bir çalışma Hindikuş Himalaya Dağ Buzulları'nın büyük  bir gerileme yaşadığını ve "2100 yılına kadar küresel ısınma eğer 1,5 santigrat derece ile sınırlandırılabilirse Himalaya Dağları'ndaki buzulların üçte birinin, eğer bu artış 2 derece olursa bu buzulların 2100 yılına kadar yarısının geri dönüşü olmayacak şekilde erimiş olacağını belirtiyor.

Dağ sistemleri, yeryüzündeki yaşamın sürdürülebilirliği açısından yaşamsal bir önem arz ediyor. Internatıonal Centre for Integrated Development'in (ICIMOD-Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi) raporu bize, dağ sistemlerinin Dünya'nın yüz ölçümünün yüzde 22'sini kapladığını, Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 13'üne ev sahipiği yaptığına işaret ediyor.
Çok kritik bir öneme sahip jeo ekolojik varlık olan Hindikuş Himalaya (HKH), 10 büyük nehir havzasının kaynağını oluşturuyor.

"Üçüncü Kutup" denilen Hindikuş Himalaya Bölgesi ve Tien Shan Dağları, Kuzey ve Güney Kutupları'nın dışındaki en büyük kalıcı buz örtü alanını oluşturuyor.
Bölge, dağda ve HKH tepelerinde 240 milyon insanın doğrudan geçimini sürdürebilmesini sağlayan ekosistem hizmetleri (Su, yiyecek, enerji) sunuyor. 10 nehir havzasında yaşamlarını sürdüren 1,9 milyar insan dolaylı veya doğrudan bu sistemlerin kaynaklarından yararlanıyor. 3 milyardan fazla kişi de nehir havzalarında üretilen yiyecekleri tüketiyor.

Internatıonal Centre for Integrated Mountain Development (ICIMOD-Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi) tarafından yayınlanan "Hindikuş Himalaya Dağları Değerlendirme İklim Değişikliğli, Sürdürülebilirlik ve İnsanlar" başlıklı kitaba göre Himalaya Buzul Sistemi, iklim değişikliğinden çok daha şiddetli bir şekilde etkileniyor.

Kitabı incelemeyi sürdürdüğümüzde okuduklarımızdan şu anlamı çıkarmak mümkün: "Eğer mevcut eğilimler sürerse iklim değişikliğini 1,5 derece ile sınırlamayı amaçlayan Paris Anlaşması tam ve eksiksiz yaşama geçirilse bile Hindikuş Himalaya Dağ Silsilesi, yüzyılın sonundna buz kütlesinin üçte birini kaybedebilecek. Şayet sera gazı emisyonları mevcut düzeylerinde seyrederse bölge, buzunun 3'te 2'sini kaybedebilir."
Bulgulara göre HKH Bölgesi'ndeki buzulun yüzde 15'i 1970'lerden beri sıcaklık artışına bağlı olarak zaten kayboldu. Ancak HKH Bölgesi'nin menzili çok uzun. 3 bin 500 kilometre ve küresel  ısınmanın etkisi değişken.

Örneğin Pakistan ve Afganistan'daki bazı buzullar sabit ve araştırmalarda bazılarının buz kazandığını gösteriyor. Ancak bunun nedeni de büyük bir olasılıkla Güneş'ten koruyan ve daha fazla kar getiren, rüzgarları değiştiren bulut örtüsünün artmasından buz kazanılıyor olması. Raporun yazarlarından ve Baş Raportör Philippus Wester ise, "2100 yılına kadar bu buzulların bile eriyebileceğine" işaret ederek olayın vahametine dikkati çekiyor.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test