Reklam
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

[email protected]

Eriyen buzul kütleleri evrenin çığlıkları!

29 Mart 2021 - 07:35

Fosil kaynaklar sonunda bitecek. Talebin sürekli arttığı, arzın ise azaldığı fosil kaynakların fiyatının, yükseliş içinde olması kaçınılmaz. Bundan kurtuluşun tek yolu ise karbon salınımı düşük, çevreciliği kadar yerli ve ulusal kaynaklardan üretiliyor olan, yeşil ve yerli enerji kaynaklarını, kısa vadede maliyeti yüksek olsa da uzun vadede yararı tartışılmaz olan bu sektörde yatırım yaparak tüketiciye sunabilmek.

Dünya "Daha düşük karbon"a doğru ilerlerken, ülkemizde gerek çevresel duyarlılığın artışı ve gerekse teknolojik gelişmeler sonucu, sevindirici bir gelişme olarak elektrik üretiminde özellikle hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisinin payının arttığını, 2020'de bir önceki yıla göre kömür, petrol ve karbon gibi fosil kaynakları geride bıraktığını görüyoruz.

Dünya, Paris Anlaşması'na (x) taraf olmayan ülkelere yaptırım uygulama amacında. Büyük bir olasılıkla, yarın bir gün sınır kapılarına gittiğimizde, karbon vergisiyle karşılaşmamız muhtemel.

Ve Dünya yeşil ekonomi şeklinde adlandırılan bir sürece giriyor. Avrupa Birliği buna "Green Deal" yani "Yeşil Mutabakat" diyor.
Eğer ülke olarak Paris Anlaşması'nı onaylamazsak bunun iki ayrı büyük olumsuz sonucu olacak. Hem Dünya'nın yok oluşuna katkı koyacağız, hem de Türkiye'de ticaret yapan firmalarımız rekabette geriye düşecek bir konuma gelmiş olacak.

Evren, bizler ve tüm canlılar için öyle kritik bir noktaya geldi ki, acil gündemimiz artık, ısınmada ve enerji üretiminde sera gazı emisyonlarının artmasında, küresel ısınmada ve iklim krizinin oluşumunda birinci derecede etken olan fosil yakıt kullanımını mümkün olan en alt düzeye indirmek yolunda olabildiğince temiz enerji kullanımını özendirmek olmalıdır.
İnsanlık olarak ayağımızın altındaki zeminin kaymasını istemiyorsak, Dünya'yı yöneten karar alıcılar anlamında, tedbiren en acil ve kalıcı önlemleri alarak uygulamak zorundayız.

Antarktika'da ana gövdeden koparak okyanuslara karışan yüzbinlerce tonluk her buzul kütlesi ve bunun sonucu "Yaşam alanını kaybeden her kutup ayısı aslında 'Evren'in çığlığı'dır."
Gelinen nokta, "O fotoğraf, buzdağından kopmuş bir buzulun üzerinde tutunmaya çalışan kutup ayısının sorunu değil" sadece. Artık bu sorun hepimizin, insanlığın ortak sorunu, olmak zorunda.

Bunu böyle algılayıp, yaşam alanlarımızı ve yaşam tarzımızı bunları dikkate alarak yeniden dizayn etmek durumundayız.
İklim krizini bir avuç insanın kaygısı olarak görenlere sözümüzdür:
Yaşadığımız bir felaket filmi değil. Artık yaşadığımız her şey gerçek. Büyük hortumlar, tayfunlar, seller, kasırgalar, ani yağışlar, bir yılda yağacak yağmurun birkaç saat içerisinde yağması, çölleşen tarım arazileri, eriyen buzullar, ocak ayında tomurcuklanan meyve ağaçları. Bunların hepsi birer gerçek.
Ve, diyebiliriz ki, bunlar aslında küresel iklim krizinin değil, küresel yıkımın göstergeleri. Ve bizler, insanlık olarak önlenemez bir virüs gibi yayılıyor ve Dünya üzerinde yayıldığımız her yerde canlı cansız bütün yaşamı yok ediyoruz. Suyun azalması ve kuraklık beraberinde su ve kuraklık krizini getirecek ve milyonlarca yeni canların yaşamını yitirmesine neden olacak yeni yeni salgınlar yaşamamız kaçınılmaz.

(x)-Paris Anlaşması= 2015 yılında, Paris'te düzenlenen BMİDÇS (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi) 21. Taraflar Konferansı'nda kabul edilen ve küresel ısınmanın 2 santigrat derecenin altında tutulmasını amaçlayan anlaşma. Anlaşmanın uzun vadeli hedefini endüstrileşme öncesi döneme göre küresel sıcaklık artışının 2 santigrat derecenin altında tutulması olarak özetleyebiliriz.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test