Reklam
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

[email protected]

Dünya'nın nüfusu 7.5 milyarı bulmuşken

09 Kasım 2020 - 07:40

Hayvansal gıdaların tüketiminin ağırlıklı olduğu beslenme şekilleri, gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarının ilk nedeni olarak gösteriliyor.

1960'lı yıllardan bu yana Dünya nüfusu iki kat artmış olmasına rağmen son zamanlarda ekolojik dengeye olumsuz etkilerinden sıklıkla söz edilen büyükbaş hayvan üretiminin dört kat, tavuk üretiminin ise 13 kat artmış olduğunu görüyoruz.

Uzun bir süredir küresel iklim krizi olarak tanımladığımız olgunun kapsamı o kadar büyük ki, geri dönüşüme destek vermek, naylon poşetler yerine kumaş alışveriş çantaları ve tekrar kullanabileceğimiz su şişelerini tercih etmek gibi davranışlar son derece anlamlı ve önemli olmasına karşın yetersiz. O nedenledir ki, çevre dostu önlemlerin yanısıra küresel anlamda etki edebilecek mücadele yöntemlerini benimsemek ve bu yöntemleri kullanmak ana çıkış noktamız olmalı.

Sağlıksız beslenme, küresel anlamda birçok hastalığın da ana nedenlerinden birisi. Şu anda 7 milyardan fazla olan ve 2050 yılında 10 milyara ulaşması beklenen mevcut Dünya nüfusunun 3 milyarı kötü besleniyor, 2 milyarı obez ve aşırı kilolu.

Et ve hayvansal gıdaları tüketmenin oldukça yaygın ve kolay olduğu mevcut beslenme modelini olanaklı hale getiren endüstriyel tarım ve hayvancılık, küresel iklim krizinin en büyük etkenlerinden ve tetikleyicilerinden bazıları durumunda. Mevcut beslenme alışkanlıklarımız sağlığımızı bozarken, Dünya'nın ekolojik sınırlarını da aşıyor.

Bir  görüşe göre "İnsanlık artık gezegenimizin istikrarına karşı bir tehdit oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl, bilim dünyasının en önemli yayın organlarından Dünyaca ünlü İngiliz bilim dergisi Lancet'te yayımlanan raporu incelediğimizde, Lancet tarafından kurulan, beslenme ve gıda konularında çalışmalar yapan Eat Platformu'nun oluşturduğu komisyonda yer alan Stockholm Resilience Centre'dan (İsveç Stratejik Çevre Araştırmaları Vakfı) Profesör Johan Rockström yeni bir tarımsal devrime ihtiyaç duyduğumuz ve sürdürülebilir bir gıda ve beslenme yönetimi adına, refah düzeyi düşük ülkelerin tarımsal verimliliğinin artırılması, küresel anlamda bu yeni beslenme modeline geçilmesi, şeker ve kırmızı et gibi gıdaların tüketiminin yüzde 50 azaltılarak, meyve-sebze, kabuklu yemiş ve bakliyat tüketiminin iki kat artırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Tarım sektörü tatlı su kaynaklarının yüzde 92'sini kullanıyor, et endüstrisi de bunun üçte birinden sorumlu.
Bir kilogram sebze için 322 litre su harcanırken, aynı miktarda et üretebilmek için 8.000-15.000 litre su tüketimi yapılıyor. (Et üretimindeki su kullanım miktarının bu kadar yüksek olmasının ana nedeni etin, daha hayvanken tükettiği tahıldan, kullanılan antibiyotiklerin üretiminden başlayarak tabağımıza geldiği ana kadar geçen süreci kapsıyor olmasıdır.)

Sadece su tüketimiyle de kalmayan et endüstrisi, aynı zamanda su kaynaklarını da kirletiyor, su kaynaklarındaki nitrojen, oksijen oranlarını değiştirerek beraberinde ilaç kalıntısı, metol hormon gibi atıklarını da getirerek, aynı anda su kaynaklarını da kirleterek değişime uğratıyor.

Mevcut tarım ve et endüstrisi ne gıda için, ne de iklim anlamında sürdürülebilir değil. Küresel ısınmayı durdurmak, tatlı su kaynaklarımızın ve ormanlık alanlarımızın tahrip edilmesini engellemek ve biyoçeşitlilik kaybını önleyebilmek için endüstriyel tarım ve hayvancılık yerine sürdürülebilir modellere ihtiyacımız var.

Çünkü, Dünya'yı tekeline almış olan devasa şirketlerin uydurduğu "Organik tarım, permakültür, biyodinamik tarım gibi sürdürülebilir üretim şekillerinin dünyayı doyurmaya yetmeyeceği (!)" söylemi kocaman bir yalandan ibaret.


Permakültür (x-1)-Doğal  ekosistemlerin çeşitliliğine, esnekliğine ve istikrarına sahip olan, tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanması.

Biyodinamik tarım (x-2)-Organik tarım konusundaki en eski yaklaşımlardan birisi ve en fazla sürdürülebilir niteliğe sahip olan tarım yöntemi.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test