Reklam
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

[email protected]

Cumhuriyet'imiz "Kutsal emanet"

29 Ekim 2020 - 06:56

Tam 97 yıl önce, 29 Ekim 1923, saat 20.30’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet’i ilan etti ve bin yıldan sonra Türk ulusu kendi iradesini kendi eline aldı.

28 Ekim 1923 akşamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bütün kabineyi Çankaya’da akşam yemeğine davet etti. Akşam İsmet İnönü, Kazım Özalp, Fethi Okyar, Ruşen Eşref Ünaydın, Fuat Bulca, Halit Karsıalan ve Kemaletten Sami Çankaya’da Atatürk’ün sofrasındaydı.

Cumhuriyet’ten önceki son akşam yemeğini yiyeceklerdi. Başvekil Fethi Okyar’ın istifasının karara bağlandığı toplantıdan sonra Atatürk, arkardaşlarına yemekten sonra Anayasa’nın bazı maddeleri üzerinde çalışacağını bildirmiş, yeni Başbakan adayı olduğu söylenen İsmet Paşa’ya da kalmasını söylemişti.
Sofrada seçim heyecanı vardı. Herkes birbirine bakıyor ve bir şeyler anlatıyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk tam o anda hafifçe tabağına vurdu: “Beyler” dedi. O da heyecanlıydı. Kaşları çatılmış, ama gözünde bir gülümseme ile arkadaşlarına bakıyordu. “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz”

Yemek salonu bir anda sessizleşti. Gazi Mustafa Kemal Atatürk herkesin yüzüne bakarak durumu kontrol ediyordu. Sofradakiler hem o anın heyecanı, hem de Gazi’nin kararlılığı karşısında kalakalmıştı. Daha sonra büyük bir sevinç yaşandı. Mustafa Kemal Atatürk, uygun bir süre bekledikten sonra açıklamasına devam etti: “Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyet’tir. Bunu Anayasa’mıza, yarınki topantıda koyduracağız. Hazırlıklarımızı bir kez daha gözden geçirmemiz lazım.”

İsmet Paşa ve Atatürk, sabah ezanına kadar çalışmalarını sürdürdü. İsmet Paşa da Çankaya Köşkü’nde istirahat etti.

Atatürk, o geceyi, 28 Ekim 1923 gecesini Nutuk’ta şöyle anlatıyor:

“Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşa’lara rastladım. Ali Fuat Paşa Ankara’dan hareket ederken bunların Ankara’ya geldiklerini o günkü gazetede “Bir uğurlama ve bir karşılama” başlığı altında okumuştum. Daha kendileriyle görüşmemiştim. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca akşam yemeğine gelmelerini söyledim. Çankaa’ya gittiğim zaman orada beni görmek üzere  gelmiş bulunan Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey’lerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek sırasında “Yarın cumhuriyet’i ilan edeceğiz” dedim.

Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim.

Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü onların aslında ve tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyorum. Halbuki o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyet’in ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve ayrılma sebebi saydılar.”

Pekii, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından önerilen ve Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet nedir ?

Dünyada bildiğimiz savaşlardan farklı olan Kurtuluş Savaşı, sadece emperyalistler ve onların maşalarını yenerek sıcak savaş sonrasında İzmir’de denize dökmek değildir. Adına sadece sembol olması anlamında Kurtuluş Savaşı dediğimiz “Yeniden doğuş, yeniden var oluş mücadelesi, özünde ve devamında halk iradesi, çağdaşlaşma, demokrasi, ekonomik bağımsızlık, inanç özgürlüğü ve laiklik” olan yönetim şeklinin Türk Halkı’na armağan edildiği günün adıdır Cumhuriyet.

Yeri geldiğinde “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” diyen askeri deha olarak, yeri geldiğinde de 17 Şubat 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nde, “Askeri ve siyasi zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa başarı elde edilmiş sayılmaz”  diyen deha Atatürk’ün tarifiyle “Kimsenin kimseye görüşme ile, münakaşa ile vermediği, kudretle, zorla alınan egemenliğin”, hiçbir kayıt ve şartla sınırlanmadığı, laik, ulus bilincine dayanan, ulusal egemenliği esas alan yönetim şeklinin adıdır Cumhuriyet.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ve silah arkadaşlarının birlikteliğinde, emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık, bir ölüm-kalım savaşı sırasında oluşturulan ve emperyalizme karşı yürütülen milli hareket sırasında ete kemiğe bürünen, Erzurum Kongresi’nde yabancı gazetecinin “Başarısız olursanız ne olacak ?” sorusuna “Başaramazsak mezar taşımıza ‘Çalıştılar, başaramadılar, feda oldular’ yazmaları bize yeter” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, tanımlarken sarayla-sultanla birlikte “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek emperyalizme de gönderme yaptığı, koruyup kollamanın boynumuzun borcu olduğu “Kimsesizlerin kimsesi”dir Cumhuriyet.

Osmanlı Devleti’nden miras kalan tutsak ekonomiyi tam bağımsız ekonomiye dönüştüren, ondan kalan 107.5 milyon Osmanlı Altını tutarındaki borcu, Duyun-u Umumiye(x) ile 13 Haziran 1928’de Paris’te yapılan bir anlaşmayla ödemekle yükümlenen ve son taksidini bu borcun alınmasından tam yüz yıl sonra 25 Mayıs 1954’te bu kuruma ödeyen rejimin adıdıdır Cumhuriyet.

Bizler, Cumhuriyet kuşakları ve onların devamı kuşaklar olarak, ve taa ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Milli Mücadele’nin başından sonuna kadar büyük bir sabırla alt yapısını hazırlayıp, günü geldiğinde kurup ilan ederek bizlere emanet ettiği, koruyup-kollamanın boynumuzun borcu olduğu ve bizden sonraki kuşaklara aynı yükümlülükle devretmek zorunda olduğumuz kutsal emanettir, özgür bireyler olarak yaşamaktır, hak aramaktır, onurumuzdur, şerefimizdir, 97 yıldır bitmeyen, bitmeyecek sevdamızdır Cumhuriyet.

(x)-Duyun-u Umumiye, 1881-1939 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun iç ve dış borçlarını denetleyen ve yabancı devletlerden oluşan kurumdur. “Genel borçlar” anlamını taşır. İkinci Abdülhamit tarafından 20 Aralık 1881’de kurulmuştur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test