Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

Covid-19 bize tarımın yaşamsallığını öğretti

29 Haziran 2020 - 07:27

Coronavirüs bize gıda ürünlerinin kaynaklarının korunması, ürünlerin yetiştirilmesinden, tüketim aşamasına kadar geçtiği tüm yolların her aşamada denetlenmesinin, sağlıklı bir yaşamın sürekliliğinin sağlanmasında yeterli ve dengeli beslenmenin, toplumun güvenilir gıdaya eşimininin sağlanmasının yaşamsallığını, sağlıklı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu, hayvansal ürünlerin değerli protein kaynağı, hayvancılıkta yerinde, yeterli  ve yerli üretimin stratejik olduğunu, ülkeler için sadece ithalat ve ihracat üzerine kurulu bir tarım ve gıda politikası düşünülemeyeceğini öğretti.
Geçtiğimiz yılın rakamlarrına göre tarımsal üreticilerimizin yüzde 24'ünün tarım sigortası yaptırdığı, küçük üreticilerde bu oranın yüzde 16'ya, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ise yüzde 11'e kadar düştüğü ülkemizde tarım sektörünün yapısal ve ekonomik sorunları zaten vardı. Bütün bunların üzerine, Aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde başlayıp ülkemizle birlikte bütün Dünya'yı etkisi altına alan, pandemiye dönüşen ve Dünya çapında yüzbinlerce ölüme neden olan Coronavirüs (Covid-19) işin tuzu biberi oldu.
Tarım sektörü, ülkemizin en önemli ekonomik faaliyet alanı, ekonomimizin can damarı. Tarım, ekonomiyi canlı tutmada, etkilediği birçok sektörle ülkemizin olmazsa olmazı.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından oluşturulan 16 üyeli Gıda Krizine Karşı Küresel Ağ'ın geçtiğimiz aylarda yayınladığı "2020 Küresel Gıda Krizi Raporu"ndan anladığımıza göre Covid-19'un gıda güvenliğine olumsuz etkileri büyük olacak. Devam eden ve sağlık sistemlerine çok büyük bir yük getiren salgın, özellikle tarım ve tarım dışı sekörlerde çalışan en kırılgan grupların geçim kaynaklarını ve gıda güvenliğini tahrip ediyor.
İlk başlarda düşük ekonomik kayıp tahminlerinde bulunan ülkeler veya uluslararası kuruluşlar, oluşacak ekonomik hasarın daha yüksek olacağına ilişkin güncellemeler yapıyorlar.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Ocak 2020'de küresel ekonominin yüzde 3,3 büyüyeceği tahminini paylaşmışken, en son yayımladığı Nisan 2020 Dünya Ekonomik Görünümü Raporu'nda küresel ekonominin yüzde 3,0 küçüleceği tahminini paylaştı.
Aynı raporda ülkemiz için bu yıl yüzde 3,0 büyüme beklentisi açıklayan Uluslararası Para Fonu'nun, Türkiye için bu beklentiyi yüzde 5,0 küçülme olarak revize etmesine, Avrupa Birliği Komisyonu'nun 6 Mayıs 2020'de açıkladığı 2020 Yılı Bahar Ekonomik Görünüm Raporu'nda Türkiye ekonomisinin, 2020 yılında yüzde 5,4 küçüleceğini tahmin etmesine bakarak anlıyoruz ki, yaşadığımız Covid-19 krizinin, 2008 küresel krizinden de öte meşhur 1929 büyük buhranına benzer çok büyük bir ekonomik felakete neden olacağını olası saymak kehanet olmayacak.
Bank  Of America, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek daralmayı yüzde 4 ile 2008'de yaşayan ABD için pandemi Covid-19 sonrası yüzde 10 küçülme beklerken, GoldmanSachs Global Investment Research'ın Euro Bölgesi için nisan ayı başında yaptığı gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) yeni tahmini ise yüzde 9 daralmayı öngörüyor.
AB Komisyonu'nun aynı raporunda ülkemiz için 2020 ve 2021 yılı işsizlik oranının yüzde 16,9, enflasyon beklentilerinin  yüzde 11,4 ve 11,7 olarak ifade edilmesi ise işin can alıcı başka bir boyotu idi.
Bu arada Covid-19'un toplumumuz üzerinde gözardı etmememiz gereken çok başka etkileri de oldu. Bunlardan birisi de kalabalık kentlerden kırsala bir göçün başlamış, şehrin karmaşasından uzak, köylerde çiftçilik yapmanın, tarımla uğraşmanın cazip hale gelmiş, doğal yaşamın önem kazanmış, sağlık, ekonomik ve psikolojik kaygılarla köy yaşamına ilginin artmış olması.
Artık, Covid-19 salgınıyla mücadele eden insanlar, sağlıklarının yanısıra işlerini-ekonomik güvencelerini de kaybettiler, halen de kaybetme tehlike ve endişesini yaşıyorlar. İnsanlar kalabalık şehirlerden kaçarak daha sakin bir yaşamı seçmek ve üretim yapmak istiyorlar.
Coronavirüs bize, 1970'li yıllarda ülkemizin yurt içi gayri safi milli hasılasından yıllık yüzde 30 pay alırken bugün yüzde 5,8 seviyelerine kadar gerileyen tarım sektörünün stratejik sektör olduğunu yeniden dikte ettirdi.
Tarım ve gıda sektörleri, Türkiye için yaşamsal sektörler. Mevcut potansiyelimizi iyi ve doğru şekilde yönetebilirsek tarım ve gıda ürünlerinde ithalat rakamlarnı aşağılara çekmemiz,  bir zamanlar olduğu gibi kendi kendimize yetmemiz, "Dünya'da kendi kendine yeten yedi ülkeden birisiyiz" diyebilmemiz mümkün.
 
 
 
 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum