Emin Varol

Emin Varol

emnvarol@hotmail.com

Bekleyen tehlike: iklim göçleri

09 Ocak 2020 - 06:37

Dünyamızın en tehlikeli sorunu haline gelen küresel ısınma ve bunun sonucunda oluşan iklim değişikliği, hepimiz için en yaşamsal gündem maddesi olmayı sürdürüyor.
Geçtiğimiz ay 5 Aralık Toprak Günü nedeniyle ülke genelinde bazı etkinlik ve toplantılar gerçekleştirildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporlarını incelediğimizde Dünya genelinde yılda 420 bin kişinin toprak kirliliği nedeniyle yaşamını yitirdiğini tespit ediyoruz.
Hava kirliliği ve buna bağlı hastalıklardan yılda 5.5 milyon kişi ölüyor. Sıtma ve kolera gibi hastalıklar Dünya genelinde son derece hızlı bir  şekilde yayılıyor. Küresel anlamda insani yarıma muhtaç 168 milyon kişi için bu yıl 29 milyar dolar gerekecek.
Yine geçtiğimiz ay İstanbul'da konu ile ilgili düzenlenen bir toplantıda Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Bilim İnsanı Prof.Dr.Nuray Ekşi, son yıllarda küresel ısınma-çevresel bozulma ve  oluşan iklim değişikliği sonucu "İklim mültecisi" veya "Çevresel mülteciler" diye adlanldırılan yeni bir mülteci türünün ortaya çıktığını, iklim değşikliğinin sadece ada devletlerini değil, tüm Dünyayı ehdit eden küresel bir tehlike olduğuna dikkati çekiyor, "Nitekim 2050 yılına kadar 200 milyon insanın iklim nedeniyle yerlerini değiştireceği tahmin ediliyor. Bazı varsayımlara göre deniz seviyesi bir metre daha yükselirse Hint Okyanusu'ndaki Maldivler, Kuzey Pasifik Okyanusu'ndaki Marshall Adaları Cumhuriyeti, Pasifik Okyanusu'nun orta kısmında yer alan Kiribati Cumhuriyeti ve Büyük Okyanus'ta dokuz mercan adasından oluşan Tuvalu, insanların yaşayamayacakları yerler haline gelecek.
Küresel ısınma nedeniyle kuraklık ve buzulların erimesi artacak, 700 milyon ile 1.5 milyar arasındaki insan su sıkıntısı çekecek, Asya, Afrika ve küçük adalarda yaşayan insanlar iklim mültecisi olmakla yüz yüze kalacaktır" diyordu.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği öyle bir tehdit ki; Asya, yoğun nüfusu, deniz seviyesine yakın olması ve tropik kasırgalar nedeniyle çok hassas bir bölge.
Isının 2-3 derece artması, milyonlarca insanın su kıtlığı çekmesine neden olacak. Su kıtlığı ve kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi, Afrika'daki milyonlarca insanı etkileyeceği, su kaynaklarının azalması, sahil kesimlerinin denizin ve nehirlerin yükselmesi nedeniyle sel tehdidi altında olacağı, nüfusun hızla artması nedeniyle açlık tehlikesinin ortaya çıkacağı tahmin ediliyor.  Bir yandan deniz seviyesinin yükselmesi, buzulların erimesi küçük ada devletlerinin varlığını tehdit ederken, öte yandan Merkez Pasifik'ten Güney Pasifik'e ve Hint Okyanusu'na kadar o olan alanlarda yaşayan insanların, iklim değişiklikleri nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalacağı da yine korkutan öngörüler arasında.
Ülkemizin, dönem dönem kitlesel göç akınlarıyla karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Gelecekte de iklim değişiklikleri konusunda böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalabileceğimizi öngörmemiz mümkün.
Önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin, açık bir tehlike oluşturduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye'nin göç alma noktasında büyük risk altında olduğunu söylememiz gerekiyor.
2020'li yıllardan itibaren Dünya iklim mültecilerinin sayısının giderek artacağını, sel felaketleri, kuraklık gibi nedenlerden dolayı tarım arazilerinin çok değerli hale geleceğini bildiklerinden; iklim mültecileriyle ilgili yapılan bazı çalışmalara, sanayileşmiş birçok ülke taraf olmaktan kaçınıyor. ABD, iklim felaketleri sonrası yük paylaşımından kaçtığı için Paris İklim Anlaşması'na imza koymadı. Çünkü imzalasaydı taraf olarak yükümlülükleri olacaktı.
Ülkeler, tarım arazilerinin bir karışına dokundurtmuyor. Bizim de ülke olarak bu konu üzerinde hassasiyetle durarak iklimin yol açacağı felaketlerden hem tarımımızın, hem de hayvancılığımızın olumsuz etkilenmemesi için ciddi, radikal ve kalıcı önlemler almamız gerekiyor.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum