Reklam
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

[email protected]

Artık, su sıkıntısı çeken ülkeyiz

28 Şubat 2021 - 07:30

Evren, eğer tüm Dünya’daki karar alıcılar gerekli önlemleri almazsa insanlık ve tüm canlı yaşamı için korkunç sonuçları içeren bir iklim krizini bire bir yaşıyor.

Daha önceki bir yazımda da altını çizerek zikrettiğim gibi, WMO’nun hazırladığı ve nihai sonuçları önümüzdeki ay yayınlanacak, bir bölümünün atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını da içeren iklim raporunun sonuçlarının, 2020 yılının en sıcak üç yıldan birisi olacağını göstereceği beklentisi, konunun paydaşlarınca paylaşılan hakim görüş.

Küresel ısınma, yaşadığımız iklim krizi, artan Dünya nüfusu, mevcut su kaynaklarımızı yanlış yöneten teknolojiler ve bilinçsiz su kullanımı nedeniyle Dünya nüfusunun yüzde 40’ı susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya.

Ülkemizde hem hükümetin, hem de yerel yönetimlerin bir iklim ve su krizini önleme politikası oluşturarak, net bir şekilde iklim değişikliği sonucu oluşan iklim krizi ile mücadelede kararlı duruşumuzu ortaya koymak, planlı bir şekilde hem Türkiye, hem de yaşam alanımız tüm evren için yaşamsal önem arzeden bu büyük sorunla savaşmak, elimizden geldiğince düzeltmek için yapabileceklerimizi yaşama geçirmek zorundayız.

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) tarafından hazırlanan rapora göre ükemiz, su sıkıntısı çeken ülkeler sıralamasında 32. sırada. Kişi başına düşen 1519 metreküplük su miktarıyla su sıkıntısı çeken ülke olarak kabul ediliyoruz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göz gezdirdiğimizde ise Türkiye nüfusunun 2030 yılına gelindiğinde 100 milyona ulaşacağının öngörüldüğünü ve bu durumda da kişi başına düşen su miktarının 1120 metreküp/yıl olması beklentisinin hakim görüş olduğunu görüyoruz.

Ve kısacası, artan nüfusumuz ve en başta bizim hoyratça-bilinçsizce kullanarak, bütün bunların yanısıra oluşan birden fazla olumuz faktör sonucu azalan su rezervimiz nedeniyle, ükemiz için derinleşmekte olan su ve kuraklık sorunu konusunda, suda tasarruf ve atık suları arıtarak özellikle tarımsal sulamada yeniden kullanmak başta olmak üzere biribirine bağlı gerekli periyodik önlemleri acilen almazsak, “Su fakiri” olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Karamsar bir tablo çizmek adına değil ama, bazı olumsuz senaryoları gözardı etmemek gerek. “Zamanında ve mevsiminde gerçekleşmeyecek afet niteliğinde olan yağışlar”la doğada yeterli çiçeklenme olmazsa arılar, kendilerine yeter derecede bal yapma olanağı bulamayacakları için yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaklar, bunun anlamı ise sonuçlarını düşünmek dahi istemeyeceğimiz bir durum, Dünya’mızdaki bitkisel yaşamın tehlike altında olması demek.
Eğer insanlık olarak gelecek kuşaklara yaşanabilir ve sağlıklı bir Dünya bırakmak adına en kısa zamanda, en isabetli, en kalıcı önlemleri almazsak, doğal yaşam, canlı yaşamı ve tarımsal üretim anlamında sonuçları itibariyle telafisi mümkün olmayan, sorumluluk taşıyan ülke vatandaşları olarak bizleri kara kara düşündürmsi gereken öyle bir kısır döngüye gizeceğiz ki, tarifi mümkün değil.

Bu durum böyle devam ederse, yağış eksikliği sadece tarımsal ürünlerimizin yaşama ve üretim güvenliğini etkilemekle kalmayacak, bir vakıa ki, iklim değişikliğinin olumsuz etkisinin, canlı yaşamının sürdürülebilir olmasında ciddi tehdit oluşturacak olması, altı kalın çizgilerle çizilmesi ve karar alıcıların önlem almasının gerekliliğine işaret eden bir gerçek.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test