Reklam
Reklam
Reklam
Emin Varol

Emin Varol

[email protected]

2021 ekonomide neler getirecek ?-2

24 Ocak 2021 - 07:30

Yazımın birinci bölümünde uzmanların, Dünya Bankası'nın "Mutlak yoksulluk" olarak tanımladığı, Türkiye'de, günde 1.9 dolar'ın altında para kazananların sayısında patlama olabileceği uyarısında bulunduğunu,

Türkiye'de hane halkına bu yıl çok daha ciddi destekler sağlanmaması durumunda, ülkemizde, Dünya Bankası tarafından halen var olduğu kabul edilen 700 bin kişilik mutlak yoksul sayısının 8 milyona dayanması olasılığının bulunduğu uyarısında bulunduğunu yazmıştım.


Ülkemizde, son yıllarda yaşadığımız ve iyiden iyiye derinleşen gelir dağılımı adaletsizliği ise konunun can yakıcı bir başka boyutu.

Yeni yılla birlikte zamlar, hane halkı bütçelerini zorlayacak şekilde birbirini kovalarken, gelir dağılımı eşitsizliği de günden güne derinleşiyor.
Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi ülkeler arasında Meksika ve Şili'den sonra gelir dağılımı eşitsizliğinin en fazla yaşandığı üçüncü ülke konumunda.

TÜİK'in araştırmasının sonuçlarına göre Türkiye'de en zengin yüzde 20'nin geliri, en yoksul yüzde 20'nin gelirinden 7.4 kat daha fazla.
Koronavirüs salgını başlamazdan önce varlıklı saydığımız, en azından kendi yağıyla kavrulabilenler, 10 ayda çok büyük bir hızla yardıma muhtaç yığınlar arasına katıldı.

İşte onlar; İstihdama ve gelire sınırlı erişim, yetersiz ve güvencesiz barınma, sağlıksız bir çevre, yoksulların karar süreçlerindeki etkisizliği, sosyal korunma mekanizmalarının sınırlılığı veya hiç olmamasını yaşayanların durumunu tanımlayan kent yoksulluğu ve bu grubu oluşturan kent yoksulları.

Yabancı yatırım ürkektir, çok çabuk kaçar; Salgın süreci, başta bizim ekonomimiz olmak üzere üretim, tüketim ve yatırımı düşürerek tahribat yarattı. Özellikle bizde yani Türkiye'de üretim ve buna bağlı olarak tüketim ve yatırımın artabilmesinin ön şartı güvenin tazelenmesi. Bunun ilk adımları da reformlar.

Aslında yapılan yanlışlardan vazgeçilip olması gerekenlerin yapılması anlamına gelecek şekilde hukukta ve ekonomide elzem olan reformları yapmak gerek. Kısa vadede değişebilen politikalar sadece güven kaybını artırdığı için bunlarda da kararlılık ve istikrar gerekiyor.
Ve yine bu yıl ekonomi yönetiminin ana gündem maddesi, uluslararası yatırımcılarda oluşan, Türkiye ekonomisine ilişkin oluştuğu ifade edilen güvensizliği giderecek adımlar atmak ve bu yöndeki politikalara odaklanmak olmalı.

Çünkü Ticaret Bakanlığı verileri bize, ihracatımızın yüzde 49'unu, her ne kadar bu günlerde diplomatik ilişkilerimiz sıkıntılı bir süreçten gese de, Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştirdiğimizi gösteriyor.
Ülkemiz, Avrupa Birliği'nin ithalatından aldığı yüzde 3.6'lık payla sıralamada altıncı olarak yer alırken, AB ülkelerinin toplam  ihracatından aldığı pay da yüzde 3.4 düzeyinde.

Ekonomimizin belirli kronik rahatsızlıkları, kırılganlıkları ve salgının da yarattığı olumsuz koşullar nedeniyle, ekonomi yönetimini zorlayacak en önemli başlık giderek artan geçim sıkıntısı ve geniş kitleleri ilgilendiren yoksulluk olacak.

Geniş kitlelerin beklentisi ise, enflasyon, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi, adeta kronikleşmeye doğru evrilmeye başlayan sorunların devamlılık içinde çözüme kavuşturulması.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
test