Vergi tekniği raporları-2
Av. Nazlı Gaye Alpaslan

Av. Nazlı Gaye Alpaslan

m.alpaslan@windowslive.com

Vergi tekniği raporları-2

12 Ocak 2019 - 06:35

Vergi hukuku uygulamasında “delil vasfı bulunmayan” vergi tekniği raporları uyarınca  önerilen tarhiyatlar vergi mahkemelerinde delil olarak hukuken  dikkate alınamaz.   213 sayılı VUK’nun 3. maddesinin (B) bendi hükmüne göre vergi tekniği raporları denetim elemanı tarafından öne sürülen kişisel görüşler niteliğindedir.   Gerek vergi mahkemelerinde ve gerekse   ceza mahkemelerinde vergi tekniği raporları fiil işlenmesi ile ilgili hukuki delil özelliği taşıyamaz.  Vergi ceza davalarında hakimlerin vergi konusunda uzman bilirkişilere gitmesi dolayısıyla mükellefin dosyasında yer alan vergi tekniği raporları esas alınarak mükelleflerin yargılanması adil bir yargılama özelliği taşımamaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen bir çok kararlarda vergi yükümlüsü ile  idarenin “eşit silah ilkesine” uygun olarak yargılanmalarının gerekli olduğu prensibini kabul etmiştir.   Vergi yükümlüsünün korunması kavramı, idare hukukundaki bireyin korunması kavramını içermekle birlikte kapsam itibariyle daha geniş bir kavramdır(1).  Bu açıdan, vergi yükümlüsünün korunması, yasama, yürütme ve yargı süreçlerinde yükümlünün hukuki güvenlerle donatılması anlamını taşır(2). Ama koruma kavramı devlet içeriklidir, yükümlü hakkı ise birey içerikli bir kavramdır(3). Çünkü hak kavramının özündeki yetki unsuru vardır ve bir şeyi yapmak veya başkalarından belirli bir şekilde davranmayı veya bir şeyi yapmayı isteme yetkisini ifade eder(4). Bu yetki objektif veya pozitif hukukça kişilere tanınır(5).
 
            Sonuç olarak, gerek vergi yargılamasında ve gerekse vergi ceza yargılamasında idare ile mükellef hakları dengelenerek eşit silahlar prensibine uygun olarak tarafların yargılanmasına  devam edilmelidir.
 
            Vergi mahkemesi tarafından verilen bir kararda; “cezai yaptırıma bağlanmış olan bir fiilin tüm unsurları ile oluşmuş bulunduğu saptanmadıkça, faile ceza uygulanmayacağı yolundaki genel ceza hukuku ilkesi idari cezalar için de geçerli olduğundan, olayımızda da sahte faturayla belgelendirildiği öne sürülen bir kısım emtianın kimden ve ne zaman alındığı hususunda somut ve yükümlüyü bağlayıcı nitelikte bir tespit olmadığı sürece cezai yaptırıma bağlanmış olan fiilin tüm unsurları ile oluşmuş bulunduğu söylenemeyeceğinden kesilen özel usulsüzlük cezasında yasal isabet görülmemiştir.”  Şeklinde karar verilmiştir(6).
 

  1.  “Bireyin korunması” özellikle “yönetsel yöntem”de (idari usul/procedure administrative)  kullanılan bir kavramdır. Yönetsel işlemler yapılırken ilgililerin  haklarının korunmasını ifade etmektedir, Akıllıoğlu, Tekin, “İnsan Hakları ve Yönetsel Yargı”, II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, İdari Yargının Dünyada Bugünkü Yeri, Ankara, 1993, s.223 (Bkz. Yaltı Billur, “Vergi Yükümlüsünün Hakları” Beta Yayınları, yıl:2006, Eylül, s.2-3)
  2. Bkz. Yaltı Soydan, Billur, “Mükellefiyet Hakkı Versus Vergilendirme Yetkisi:İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Göre Mülkiyet Hakkına Müdahalenin Sınırı”, Vergi Dünyası, Sayı:227, Temmuz 2000, S.114
  3. Koruma teriminin bir anlamı da güçlü bir kimse ya da kuruluş, güçsüz birini ya da bir şeyi her türlü tehlikeden esirgemek, onu desteklemek, himaye etmektir, Türkçe Sözlük, Dil Derneği, C.2, Ankara, 1999.
  4. Güriz, Adnan, Hukuk Başlangıcı, 4. Baskı, Ankara, 1994, s.40
  5. Güriz, s.40
  6. İzmir 3. Vergi Mahkemesi, 14/2/2008 gün ve E:2007/1291-K:2008/155 ve  yine E:2007/1293-K:2008/156 sayılı kararları.

YORUMLAR

  • 0 Yorum