Yakınlarla olan sıla
Ahmet İnan

Ahmet İnan

ahmetinan-1953@hotmail.com

Yakınlarla olan sıla

02 Kasım 2018 - 06:30

Sıla-i rahim denince ilk olarak yakınlarımızla olan ilişkimizi sürdürme akla gelmekle birlikte insan, Yüce Yaratıcısı olan Allah ile de bağını devam ettirmelidir. Zaten yakınlarla olan sıla, Rab ile olan sılanın varlığı durumunda daha da bir önem kazanmaktadır. İnsan önce yaratıcısına bağlanmak zorundadır. Yani o, öncelikle kendisine her türlü nimeti bahşeden yaratıcısı ile sılasını kesmemekle yükümlüdür. Çünkü Rabbi ile muhabbet ve minnet bağları kopmuş bir insanın artık tutunacak bir dalı, sığınacak bir yeri kalmamıştır. Böyle bir insanın diğer insanlarla oluşturduğu bağ ve birlik, özünde bir kıymet ifade etmez. Çünkü kurduğu aile ve toplum, ancak zaruretlerin, dünyevî menfaatlerin bir araya getirdiği bir topluluk hüviyetinde olabilir. Çağımızda bu konumda olan fert veya toplumlarının yaşadığı büyük problem ve sosyal bunalımların asıl sebebi, Yüce Yaratıcı ile olan sılanın koparılması değil midir? O’nunla olan sıla (imân ve onun gereğini yerine getirme), sılaların en güçlüsü ve insanı huzura ulaştıran bir sıladır. Kur’an-ı Kerim’de,

“Dinde zorlama yoktur; artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutları inkar edip Allah’a iman eden kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır…” (Bakara, 2/256) buyurulark, Allah’a kulluğa/imana yönelen kişinin, en sağlam yolu seçtiği belirtilmektedir. Yüce Rabbimiz,

“Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (imân, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir” (Bakara, 2/27) buyuruyor. Bir başka âyette ise şu ihtar var:

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya; işte lanet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır” (Ra’d, 13/25). Buna göre sıla-i rahimin çekirdeğini Allah ile olan kulluk ya da O’na olan imân bağı teşkil etmektedir. Başka bir ifadeyle Allah’a imân, sıla-i rahmin esasıdır. Allah’a verdikleri sözden dönenler, imandan dönmüş kimselerdir. İmanından dönenler ise, Rabbi ile kalbî bağını, yani “sılasını” kesenlerdir. Bu açıdan düşünüldüğünde imanın, namazın, orucun, haccın ve diğer bütün salih amellerin Allah’a olan sılanın göstergeleri olduğu söylenebilir.

Dînimiz, yakınlar arasındaki ilişkilerin sağlam, sıcak ve devamlı olmasına, onların birbirine maddeten ve mânen destek olmalarına çok önem vermektedir. Yakınların haklarını gözetmek, Allah ve Resulü'nün ısrarla emrettiği şeylerdendir. Kur’an-ı Kerim’de,

“Birbirinin mirasçısı olan akraba, Allah’ın Kitab’ına göre birbirine daha yakındırlar” (Enfal, 8/75) anlamındaki âyet, yaratılış gereği akraba olanların, yakınlık derecelerine göre birbirlerine diğer insanlardan daha çok ilgi

duyacaklarını, birbirlerini daha çok koruyacaklarını, birbirlrini daha çok seveceklerini bildirmektedir. Sıla-iRahim bağı, kan bağı, aile bağı gibi bağlarla onları birbirlerine yakınlaştırmaktadır. İnsanın, önce kendi yakınlarına yardım etmesi, yaratılış gereğidir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de dile getirilmiştir.[4]

“Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver ama saçıp savurma!” (İsra, 17/26). Bu âyette önce akrabaya, sonra miskine, sonra yolcuya yardım edilmesi emredilmektedir. Bu durum, yardımda akrabanın önceliği bulunduğuna işaret etmektedir. Zira herkes kendi kapısının önünü temizlerse, bütün sokak temizlenir.

İnsan, kendisi üzerinde hakkı olanlara daha çok saygı ve hürmet göstermek durumundadır. Zira iyiliğe karşı kötülük, ikrama karşı nankörlük insana yakışmaz. Şüphesiz insan üzerinde en çok ikram ve ihsan sahibi Yüce Allah’tır. Zira onu ve yaşadığı alemi yaratan, ona sayısız nimetler bahşeden Hak Teâlâ'dır. Yukarıda naklettiğimiz âyet-i kerimede öncelikle Allah'a ibadet emri bundan dolayıdır. Zaten Kur’an’da “Ben cinleri ve insanları ancak ve ancak bana ibadet etmeleri için yarattım”buyurulmaktadırt. İkinci olarak ana-baba zikredilmiştir. Çünkü insanın dünyaya geliş sebepleri onlardır. Toplumun çekirdeğini oluşturan aile ve onun etrafını sıkıca saran akrabalık bağları ne kadar sağlam olursa, toplum da o kadar sağlam ve güçlü olur. İlâhî kanun gereği insanoğlu, dünyaya bazı kişilerle arasında hısımlık bağları ile birlikte gelir, bu bağın sağlam olması, insana yüksek bir moral gücü kazandırır. İşte bu güç kişiye, hayatın zorluklarını göğüsleme ve ondan zevk alma şansını sağlar. SILA-İ RAHİM…

YORUMLAR

  • 0 Yorum