Reklam
Reklam

Fedakar anne oğlu için şehri terk etti

Kerem Başaran, disleksi hastası bir çocuk. Hayatı, onu okullarında istemeyen veliler yüzünde kabusa dönünce, anne Emine Başaran Kerem’i de alıp Gülbahçe’ye yerleşti. Şimdilerde ise disleksi eğitmenliği belgesini de almak üzere olan Başaran, yeni Kerem’lerin hayatına ışık olmak istiyor

Fedakar anne oğlu için şehri terk etti

Kerem Başaran, disleksi hastası bir çocuk. Hayatı, onu okullarında istemeyen veliler yüzünde kabusa dönünce, anne Emine Başaran Kerem’i de alıp Gülbahçe’ye yerleşti. Şimdilerde ise disleksi eğitmenliği belgesini de almak üzere olan Başaran, yeni Kerem’lerin hayatına ışık olmak istiyor

Fedakar anne oğlu için şehri terk etti
18 Kasım 2019 - 17:27
Reklam

SERCAN ÖZİPEKÇİ (ÖZEL)

Disleksi yani özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklar, eğitim hayatında pek çok zorlukla karşı karşıya kalırken, kimileri için bu süreç adeta bir kabusa dönüyor. Onlar, okullarında başarısız olan zeki çocuklar. Tıpkı Kerem Başaran gibi. Kerem konuşmayı ve yazmayı sevmiyor. Utangaç ve kalabalık ortamları pek tercih etmeyen bir yapıya sahip. Ailesi, okul öncesinde başlayan sıkıntılarla yıllardır mücadele ediyor. Anne Emine Başaran, küçük yaşlardan itibaren Kerem’de bir şeylerin normal olmadığını fark ettiğini ama teşhis konulması pek kolay olmadığını dile getiriyor. İlkokul yıllarında Kerem’i sınıflarında istemeyen velilerle mücadele etmek zorunda kalan anne Başaran, sonunda Kerem için yaşadığı ilçeyi, eşini ve kızını gerisinde bırakarak, Urla Gülbahçe’ye yerleşiyor ve Kerem’i Gülbahçe Avni Kaya Kokucu İlkokulu’na yazdırıyor. Burada sosyal ilişkileri ve arkadaşlık ilişkileri daha iyiye giden Kerem’deki olumlu gelişim herkesi şaşırtıyor. Anne Emine Başaran aynı zamanda, bir disleksi eğitmeni olma yolunda ilerliyor. Mili Eğitim’in açtığı ‘Eğiticinin eğitimi’ sınavına girecek olan anne Başaran, o belgeyi aldıktan sonra öğretmenlik yapabileceğini, insanlara, öğretmenlere ya da ilgi duyan herkese disleksiyi anlatabileceğini söylüyor.



Teşhis 3. sınıfta kondu


Kerem’deki farklılığı ilkokul 1. sınıfta fark ettiğini söyleyen anne Emine Başaran, “Hiç unutmuyorum ilk okuma yazma öğreniyorlar 3 satır bir yazı var, 3 satır yazıyı da deftere yazacak nedir ki yani, üçer dörder kelime var orada da. Ve çocuk sürekli kaldığı satırı karıştırıyor. Hangi satırdayım diye tekrar bakıyor. Dedim bu başka bir şey, oradan ilk aklıma geldi ve keşfettim bu sorunu. İlk dönemin soruna gelmeden öğretmenimiz dedi ki bu böyle olmaz. Rehberlik Araştırma Merkezi’ne mi (RAM) gideceksiniz, özel bir yere mi gideceksiniz, bu çocuk bir değerlendirilsin, bakılsın dedi. Karşıyaka’da bir doktorla görüştük. Onların yaptığı ilk tetkiklerde 9’da 9 dikkat dağınıklığı teşhisi kondu ama disleksi denmedi, özgül öğrenme güçlüğü denmedi. İlk bir yılı böyle geçirdik, bunun için bir ilaç kullanmaları gerekiyor çocukların.  Yaz dönemini o şekilde geçirdik ama mart sonunda okuma yazmayı söktü mü? Evet söktü. Okuma yazma öğrenmenin normali mart ayı ve Kerem mart ayında okuma yazmayı sökmüştü. İkinci sınıfa başladık okuma yazma tamam ama bu sefer rakamlar ve sayılar problem oldu ve hep problemdi. Öğretmenimiz matematikten destek aldırmalısınız dedi. Tamam hocam dedim. Daha önce de özel çocuklar çalışmış bir sınıf öğretmeniyle de görüşüp anlaştık. 6 ay kadar günde 2’şer saat matematik çalıştılar. Normal bir seviyeye geldik. Yaz tatili, üç ay geçti üçüncü sınıfa başladık. Kerem’e sordum, 4+1 kaç eder diye, 41 dedi bana. Sayıları yan yana koydu. Bunu duyunca bambaşka bir şey var dedim, yolunda gitmeyen bir şey olduğunu düşündüm. Bu dikkat eksikliği değildi sadece, başka bir şeydi. Bunu duyunca dedim ki ya çocuğun kapasitesi yok ve ben bunu boşuna zorluyorum ya da başka bir şey var. RAM’a gitmeye karar verdim. Raporlar düzenlendi, Bornova RAM’a gittik. Tekrar WISC-R (zeka testi) yapıldı. Sözel ve performans olarak iki ana dal olarak değerlendiriliyor test. Kerem’in sözel kısmı zayıf çıkıyor. Neden? İfade olarak eksik kalıyor. Kelimeleri hızlı ve seri şekilde ifade etme konusunda eksik kalıyor ki 3 yaşındayken de algı dili yaşının üstünde, ifade dili yok denmişti. Ama performansa baktığınız zaman da yüksek çıkıyor, özellikle üç boyutlu düşünme ve görme kısmı. Dislektiklerde en büyük ortak özelliklerden biridir bu. Yani bir şeyi bütünüyle görür, arkasındakini de görür” dedi.


“Öğrenci velileri istemedi”

Daha sonra özgül öğrenme güçlüğü tanısıyla kaynaştırma öğrencisi olarak ilk raporlarını aldıklarını söyleyen Başaran, “Şimdi insanların kaynaştırmaya bakış açıları da çok farklı. Sınıfta kaynaştırma öğrencisi varsa, konuyu bilen bilmeyen herkes kafasına göre farklı yorumlar getirebiliyor. Benim çocuğum bunlarla mı okuyacak gibi. Bu dediğin nedir? Farklı düşünmesi midir? Daha farklı olması mıdır? Bu zorlukları hep yaşadık. Daha ilkokul birinci sınıfta yaşadım bunu. Benim sınıf annelerim, sınıf öğretmenimle birlik olup idareye gidip, sadece benim çocuğum değil sınıfta hiperaktif çocuklar da vardı. Bu sınıf böyle olmamalı dağıtılmalı, benim çocuğum bu sınıfta mı okuyacak sözleriyle karşılaştım. Okulun 5 tane birinci sınıf şubesi var, 125 çocuk demektir bu en az. Rehber öğretmen bizim sınıfa özel toplantı düzenledi birinci sınıfta. En öne geçtim oturdum dedim ki ben bu okula kayıt yaptırırken rehberlikle görüştüm, idareyle görüştüm, sınıf öğretmenimle görüştüm. Sınıf öğretmenim gitmeniz gerekiyor dedi gittim, ilaç desteği alıyoruz, daha ne yapabilirim dedim. Ben bu kadar açık yüreklilikle ve bu şekilde işbirliği içinde olmaya çalışırken neden dedim böyle bir dışlama yoluna gidiliyor. Bu olayın ardından duruldu” diye konuştu.


Kerem için Gülbahçe’ye gittiler

Yaşadıkları sorunların ardından Kerem’in mutlu olabileceği bir ortama gitmeye karar verdiğini ve Gülbahçe’de karar kıldığını söyleyen anne Başaran, “Bu okulda (Gülbahçe Avni Kaya Kokucu Ortaokulu) ilk defa arkadaşları var Kerem’in. Dışlama olmadı. Oyunlar oynuyor arkadaşlarıyla. Buraya gelmemizin sebebi de, Kerem’in kendini daha mutlu hissedebileceği bir yerde yaşaması ve eğitim görmesi. Şu an eşim ve kızım İzmir’deler. Eşim Kemalpaşa’da çalışıyor, kızım Manisa’da okuyor. Hani kızı Manisa’da bir eve yerleştirebilirdik ama eşimin buradan her gün Kemalpaşa’ya gidip gelmesi çok zor. Ben yazın başında görüştüm Naciye hocamla. Nasıldı nedir ne değildir diye görüştük. Burada yaşam daha doğal. Çünkü daha ufak bir yerleşim alanı. Çocukların daha merhametli, daha sıcakkanlı olacağını düşünmüştüm. Doğru düşünmüşüm, doğru hissetmişim. Okulun hemen karşısında bir ev tuttum orada yaşıyorum. Bugünü olmayanın, yarını olmaz dedim eşime. Yani tamam bu çocuk güzel sanatlar okuyabilir, hazırlanabilir, güzel sanatlar lisesine girebilir ama olumlu belek algısının oluştuğu 12 yaşa kadar olan bir dönem var çocuklarda. Bu dönemi tamamen olumsuz bir şekilde geçirdikten sonra güzel sanatlar lisesine girip girmemesinin bir anlamı yok. Önemli olan benim, ben varım, ben bireyim diyebilmesi. Kendi içinde, kendi yaptıkları ve yapamadıklarıyla mutlu olması. Kendini iyi hissetmesi. Öncelik bu, önce insan olmak, sonra bir şey olmak. Yani, hepimiz üniversite okumak zorunda değiliz, hepimizi çok iyi işler yapmak zorunda değiliz. Sanatkar da olabilir, esnaf da olabilir, her şey olabilir. Önemli olan insanın her şeyden önce kendine ve dünyaya küsmeden mutlu olması. Burası özel okul gibi bir okul benim nazarımda. Burada olmaktan çok mutluyuz. Gerek yerleşik hayat, insanlar; gerek çocuklar farklılar. Sınıf mevcutlarımız az, öğretmenlerimiz çok tatlı ve sabırlı. Çok seviyoruz. Burada Kerem’in arkadaş çevresi, sosyal çevresi genişledi ve her şeyin daha iyiye gideceğine de inanıyorum” ifadelerini kullandı.


Disleksi eğitmeni olacak

Bu yaz disleksi eğitmenliği eğitimi de aldığını dile getiren anne Başaran, “Bu ayın 19’unda Milli Eğitim’in açacağı bir eğiticinin eğitimi sınavı var. O sınava gireceğim. O belgeyi aldıktan sonra öğretmenlik yapabileceğim, daha doğrusu insanlara ya da öğretmenlerimize ya da ilgi duyan herkese disleksiyi anlatabileceğim ki eğitim aldığım kişiden daha fazlasını biliyorum, yaşadığım için biliyorum. Çünkü insanlar disleksi denildiği zaman sadece okuma ve yazmada güçlük diye algılıyorlar ama disleksi bunun sadece bir tanesi. Bunun alt dalları var. Bu alanlarda, yaşadığım tecrübelerimle birlite, öğrenmek isteyenlere bu hastalığı anlatacağım” dedi.



“Hızlı gelişim gösterdi”


Okul Müdürü S. Canan Karaboran ise öğretmenlerinin çocukların sorunlarıyla birebir ilgilendiğini belirterek, “Ben Kerem’le çok fazla ilişki kuramadım. Çünkü işim yoğun, birden fazla işe bölünebiliyorum. Naciye hoca sağ olsun o eksikliği fazlasıyla kapatıyor. Ama Emine hanımın şanslı olduğunu düşünüyorum. Biz de şanslıyız tabi ki. Niye şanslıyız okul olarak? Bir defa çok ilgili ve işi ilen bir veli var. Bu bizim işimizi kolaylaştırıyor. Öğretmenlerimiz burada her öğrenciyle son derece ilgili ve alakalı. Bir kere Kerem güvende hissediyor burada kendini. Umutsuz değiliz. Kerem teknik anlamda çok iyi gerçekten. 3 boyutlu çizim konusunda çok başarılı. Ben Kerem gibi bir öğrencimiz olmasından dolayı çok mutluyum” şeklinde konuştu. Tıpkı Kerem gibi disleksi olan Müdür Yardımcısı Naciye Kaya ise, kendisinin de hayatı boyunca bisiklet süremediğini belirterek, “Bisiklet süremiyorum ama Yıldız Teknik Üniversitesi’nde doktora yapıyorum şu an. Meslekte 17’nci yılım. Emine hanıma dedim ki hemen bu okula gelin. Kerem ilk geldiğinde çok içe kapanıktı. Herkese korkuyla bakıyordu. Sonrasında arkadaş çevresi oluşmaya başladı. Kabullenme gördükçe mutlu oldu. Mesela okul çıkışlarında arkadaşları Kerem’le birlikte oyunlar oynuyorlar. Onlara gidiyorlar veya Kerem onlara gidiyor. Kerem bence beklenenden daha hızlı gelişme göstererek gelişim sağladı” ifadelerini kullandı.

Resim kitabı çıkardı

Kerem kendini resimle ifade edebilen bir çocuk. Öyle ki onun bir resim kitabı bile çıktı. Kitabın oluşma sürecini anlatan anne Başaran, “Kerem kendini çizerek ifade eden bir çocuktu. Konuşmaktan ziyade çiziyordu, hep çiziyor. İlkokula başladı çiziyor, öğretmen ders anlatıyor Kerem çiziyor. İlkokul 1’de okuma yazmayı çözdük, matematikle ilgili 2. snıfta destek alıyoruz ama bu çocuğun resme karşı bir ilgisi var, ne yapacağız. Resim desteği aldıracağız. Standart bir resim kursuna yazdırsanız teknik verecekler, dedim böyle bir şey istemiyorum. Ben onun kendini ifade etmesini istiyorum. Araştırdık, okulda Bornova Belediyesi’nin resim kursuna gidiyorum onla iletim ursuna gidin dedi. Orayla iletişime geçtik. Keremle kursa başladılar, hiçbir müdahale yok. Kerem ne istiyorsa onu çiziyorlar. Boyayı nasıl kullanacak, fırçayı nasıl temizleyecek sadece bu kısımlara giriyorlar teknik olarak. Ayşe öğretmenimiz buna çok dikkat ediyordu. Ayşe hocam dedi ki, bir kitap yapalım Kerem’le biz. Kendi yazarsa okur belki dedi. Dedim ben karışmıyorum. O sırada evde Aksi Bulut diye bir kitap okuyoruz. Bu Aksi Bulut, mutlu olmayı bilmeyen bir kitabın hikayesi. Her gece onu okurum, bir kitap, iki kitap. Kitabın adını Mutlu Bulut olsun diye koymuşlar. Resimler çiziliyor, tamamlanıyor. Öykü de Kerem’in kafasında nereye gitti, ne yaptı belli. Sonra da Ayşe dedi ki ben bunu bir el kitabı haline getirip Play Store’a koymak istiyorum, Kerem’e destek olsun dedi. Sizden hiçbir maddi beklentim yok yapmayın dedi, tamam peki dedim. Kitaba sponsor oldular, Ayşe öğretmen grafik işlerini yaptı. Kerem kitabın çıkmasının ardından çok mutlu oldu. Kitabının olması onu çok mutlu etti. Kendine güveni geldi. Arkadaşlarına ulaşma, bir nevi ben de varım deme şansı oldu. Onu desteklemek için birkaç okul imza günü düzenlemek istedi. Kerem çok iyi hissetti kendini. Bu kitabın amacı, doğru desteklendiği takdirde, her çocuğumuz her şeyi yapabiliri göstermekti” diye konuştu.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum